66. Sone

Kısa şiir, türkü anlamına gelen “sone” 14 dizelidir. Soneler iki 4’lük ve iki 3’lük dizeden meydana gelir. Uyak örgüsü “abba abba ccd”; son örgü İtalyanlarda “ede”, Fransızlarda “eed’dir”. Hitit çalgısı Lir eşliğinde söylenen duygu dolu, coşturucu eserlere denir (Anadolu Medeniyetleri Müzesi). Türkiye’deki güneş tanrısı Apollon’un tapınak rahibeleri bilici Sibil’lerin, metan gazı etkisiyle vecit halinde geleceğe dair, Zeus’un, verdiği yanıtlara aracılık ederken kullandığı kafiyeli manzum yanıtlar bu akımın öncüleridir (Herodot Tarihi ve Hitit tabletleri). İlk 12 dizesi tek bent ve son iki dizesi ise ayrı bent olan İngiliz tarzını kullanır Şekspir (1654-1616). Şiirlerini Elizatbeth İngilizcesi denen ve günümüzdeki çağdaş İngilizce’nin öncüsü olan lehçede yazar.  

Yabancı dildeki şiirleri Türkçeye çevirmek için hem Türkçeyi hem şiirselliğini hem o yabancı dili ve şiirini iyi bilmek gerekir. Köy Enstitülerinin kurulduğu sırada Milli Eğitim Bakanı olan Hasan Ali Yücel’in oğlu Can Yücel’in (1926-1999) çevirdiği kitaplar Köy Enstitüleri kitaplıklarında yerini almıştır. Tabii Ankara ve Cambridge üniversitelerinde okuyan bir şairin çevirileri arasında, kaçınılmaz olarak Şekspir de vardır. İşte onun çevirdiği 66. Sone şöyledir:

Vazgeçtim bu dünyadan tek ölüm paklar beni,

Değmez bu yangın yeri, avuç açmaya değmez.

Değil mi ki çiğnenmiş inancın en seçkini,

Değil mi ki yoksullar mutluluktan habersiz,

Değil mi ki ayaklar altında insan onuru,

O kız oğlan kız erdem dağlara kaldırılmış,

Ezilmiş, hor görülmüş el emeği, göz nuru,

Ödlekler geçmiş başa, derken mertlik bozulmuş,

Değil mi ki korkudan dili bağlı sanatın,

Değil mi ki çılgınlık sahip çıkmış düzene,

Doğruya doğru derken eğriye çıkmış adın,

Değil mi ki kötüler kadı olmuş Yemen’ e 

Vazgeçtim bu dünyadan, dünyamdan geçtim ama,

Seni yalnız komak var, o koyuyor adama.

Cenaze merasimine ayağımın tozuyla 12 Ağustos 1999’da yetiştim. Çünkü bir gece önce Ankara’dan tek başıma sürdüğüm arabayla, Harnup Sokağındaki taş eve yerleşmiştim. Can Yücel’in Güler Hanımla oturduğu kendi adını taşıyan sokaktaki evinden iki dakika uzaklıktaki minik camiden okunan ezandan sonra defnettik kendisini. Çevirileri çok tartışıldığı için İngilizcesiyle karşılaştırarak okuduğum bu çeviride “sözlük tercümesi” yerine “anlam tercümesi” yaptığını gördüm. Bir İngilizce hocası, hem de bir çevirmen olarak Jack London’un eserlerinin veya “Postacı kapıyı 2 kez çalar” gibi kitapların tercümelerindeki Türkçenin; anlam çevirisi yerine “tercüme kokan”, insana yabancı gelen bir kafa yapısıyla yazılmışçasına anlatım bozuklukları tüylerimi daima ürpertir. Ama Can Yücel’in bu çevirisi, İngilizceden, anlamını kaybetmeden yapılmış bir tercümedir.

Bıktım artık dünyadan, bari ölüp kurtulsam:

Bakın, gönlü ganiler sokakta dileniyor.

İşte kırtıpillerde bir süs, bir giyim kuşam,

İşte en temiz inanç kalleşçe çiğneniyor,

İşte utanmazlıkla post kapmış yaldızlı şan,

İşte zorla satmışlar kızoğlankız namusu,

İşte gadre uğradı dört başı mamur olan,

İşte kuvvet kör-topal, devrilmiş boyu boşu,

İşte zorba, sanatın ağzına tıkaç tıkmış.

İşte hüküm sürüyor çılgınlık bilgiçlikle,

İşte en saf gerçeğin adı saflığa çıkmış,

İşte kötü bey olmuş, iyi kötüye köle;

Bıktım artık dünyadan, ben kalıcı değilim,

Gel gör ki ölüp gitsem yalnız kalır sevgilim.

Eserlerini saygı ve beğeniyle okuduğum; 1971’de Kültür Bakanlığının kurucusu ve ilk bakanı Talat Sait Halman (1931-2014) Şekspir’in sonelerini Türkçeye çevirmekle kalmamış, İngilizceye de Fazıl Hüsnü Dağlarca ve Orhan Veli Kanık’ın şiirlerini çevirmiştir. Ancak yukarıda bahsettiğim gibi 66. Sone çevirisini yine yadırgıyor insan. Her cümle aslına ‘sadık kalmak’ üzere doğru çevrilmiş olsa da, tek tek her dize bir bütün oluşturamıyor, ayak uyduramıyor aşina olduğumuz Türk bakış açısına ve geleneksel yaşam tarzının deyimlerine. 

Sonnet 66

Tired with all these for restful death I cry:

As to behold desert a beggar born,

And needy nothing trimmed in jollity,

And purest faith unhappily forsworn,

And gilded honour shamefully misplaced,

And maiden virtue rudely strumpeted,

And right perfection wrongfully disgraced,

And strength by limping sway disabled,

And art made tongue-tied by authority,

And folly, doctor-like, controlling skill,

And simple truth miscalled simplicity,

And captive good attending captain ill;

Tired with all these, from these would be I gone,

Save that, to die, I leave my love alone.

“Açıkça görülüyor ki, Can Yücel en yakın olduğu zaman bile Shakespeare’in dediğini demiyor; ama en uzak olduğu zaman bile onun anlattığını anlatıyor.” Bu konuda Memet Fuat Türk (eleştirmen, yazar, yayıncı ve eğitimci) ile hemfikirim.

**Memet Fuat Türk'ün ilgili yazısı

YORUM EKLE

banner205

banner204