Afgan Vahası Yoksulluk Yarası

Sonlarda söyleyeceğimi başta vurgulayayım:

ABD emperyalizmi yenilmekte, Türk Devrimi modeli,

Avrasya çağının içinde, daha da yükselmektedir

Konumuza dönelim…

Vietnam, Irak, Suriye ve en sonunda Afganistan! “Diğer müdahalelerinde” olduğu gibi yenilenerek ayrılıyor, ABD… Kendi evinde milyonlar sokakta ve genel sağlık hizmeti dışında, hala, savaş bütçesini işletiyor, elli yıllık ömrü kalan petrol başta enerji vahalarında denetimi elinde bulundurmak istiyor… Yoksul Afgan vahasına tüm çöreklenmeler bundandır.

Kapımıza dayanan göç dalgasının etkisi ve Afganistan ile olan tarihi bağlarımız nedeniyle bu son gelişme, ülkemiz kamuoyunda yoğun tartışma konusu oldu… Bir tarafta “ABD’nin ricatı” ile Afganistan’ın dinci taassubun en karanlık dehlizlerine gömüleceği fikri, diğer tarafta, bu son olayın, ABD emperyalizminin yenilgisiyle daha bağımsız bir ülke yaratacağı ve yönetimi ele alan Taliban’ın zamanla daha esnek bir kamu düzeni kuracağı düşüncesi…

Şurası kesindir; bağımsızlık ve özgürlük her şeyin başıdır. ABD yenilmiş, “hesabı kitabı yapmış” Afganistan’ı terk etmiş, bu anlamda ülke ABD emperyalizminden bağımsızlaşmıştır; o arada, elbette, bireyin ve toplumun özgürlüğüyle taçlanmış bağımsızlık esastır; besbelli daha çekecek çileleri vardır.  

Dünya tarihi dışsal katkılarla, yardım ve yönlendirmelerle, bağışlarla kalkınan ve dışarıdan empoze edilen bir kültürle gelişen hiçbir ülkeyi ve toplumu henüz kaydetmemiştir. Tam tersine emperyalizm zaten göz boyamacı ve “göz bağlayıcı” kimi üst yapı yenilemeleri ile gelir, ancak, geldiği ülkenin de altını oyar.

Gerçekten altın ve maden zengini Afganistan da, kalkınmanın “k”sından, gelişmenin “g”sinden söz edebilmek mümkün değildir… Bu bahtsız ülke, geçmişten günümüze sirayet eden ve bugün için çok yetersiz sayılan yollar, hastaneler, okullar, köprüler anlamında ne yaptıysa kendi kaynaklarından yapmıştır. Ne ABD emperyalizmi ne “İslam Kalkınma” teşkilatları, Afganistan’ın derdine derman olmamış ve olamamıştır. Salgınlarla mücadele anlamında kısmen yardım alan bu ülke, alt yapı bakımından çağdaş dünyaya göre en az bir asır geridir. Her on kişiden ancak biri okuma-yazma bilmektedir. Sanayi neredeyse yoktur. Bilim ve teknolojiden ise eser bulunmamaktadır.

Ne ki aynı Afganistan, dünya uyuşturucu ticaretinin köprüyollarından biri olarak tanımlanır.

Bu iğrenç “işe” işgalci unsurların ve yerel yöneticilerin teşne oldukları da kaydedilir, yazılır. Öte yanda, nitelikli ihracat, doğru düzgün üretim ve ithalat yoktur. Dünya’nın “terk edilmiş bölgesi” gibidir Afganistan...

Bu hazin durumu, ancak kendi halkının bilinçlenmesi ve eğitimi düzeltebilecektir. Afganistan’ın yıllara ihtiyacı vardır. Üstelik dünyamız da, 60’ların, 70’lerin “kalitesinden” çok uzakta bir dünyadır… Genelde yönetimler, emek sömürüsü ve doğa yıkımının üzerinde oturmakta, dış siyaset hala silahlanma ekseninde dengelenmeye çalışılmaktadır.

Yukarıdaki tartışmaların ve gerçeklerin ışığında Afganistan ile ilgili gelişmeleri Türkiye’den bakış açısıyla yorumlamaya çalışacağım. Şimdilik kuralsız göç ve milletler ailesinin ikircikli tutumunu bir yana bırakarak ve bölge ülkeleriyle iş birliği temelini de içeren konuyla ilgili somut önerilerimi bir başka yazıda ele almak niyetiyle, güncele değinip, bitireceğim…

Afganistan’dan yansıyan tabloya bakınca bana şunları düşündürmektedir:

Emperyalizmin 'devamlılığına' etnik ve mezhepsel bölünme yataklık yapar.

“Kabile koalisyonu” uluslaşmanın engeli ve sömürü düzenidir..

Bu, bir döngüdür; kader değildir!

Biz, köy enstitüleriyle, kadın-erkek eşitliğiyle, milli eğitimle, emperyalizmi yendik.

Batılılaşmadık, çağdaşlaştık.

Büyük uygarlığımız bu nedenle kesintisizdir.

ABD emperyalizmi yenilmekte, Türk Devrimi ‘modeli’, Avrasya çağının içinde, daha da yükselmektedir.

“Yeni Dünya Düzeni”, düşmüştür! Afgan vahasına yalanlar, yolsuzluklar ekilmiştir.

İnsancıl hakça bir dünyaya çağrının sesinde yüreğimiz, mazlum uluslar ve kapitalizmin ezdiği üreticilerle birlikte çarpmaktadır.

Son olarak; Afganistan halkına huzur ve esenlik dilerim.

YORUM EKLE