Bir Buçuk Porsiyon Sonbahar

Yapraklarda nar kırmızıları, limon ve ayva sarıları, tuncun tüm alaşımları, insanı diri tutan romantik meltemler, ara sıra azarlayan rüzgârlar, kaçamak yağmurlar, gökte oluşan pamuk yığınları… Tüm bunlar ne olabilir diye sorsam hemen herkesin “sonbahar o” dediğini duyar gibi oluyorum. İşte geldi güzelim sonbahar.

Mevsimler bilindiği gibi, dünyanın güneş etrafındaki yörünge düzlemiyle kendi dönme ekseninin yaptığı açı sonucu ortaya çıkar. Yaklaşık yirmi üç derecelik bir açı yani eğiklik yıl boyunca güneşin etrafında dönen dünyanın, yüzeyine düşen güneş enerjisi miktarını değiştirir ve böylece mevsimler oluşur. İlkbahar ve sonbaharda alınan birim enerji miktarı aynı olmasına rağmen bir önceki mevsim etkisiyle ilkbaharda doğa canlanırken (çünkü önceki mevsim en soğuk olan kıştır); sonbaharda doğa ölmeye yatar ve sararıp solar ( çünkü önceki mevsim en sıcak olan yazdır)  

Evrenin düzeninde her şey sırasıyla olur. Önce günler eşitlenir. 23 Eylül'de gece ve gündüz saatleri aynı olur. Gündüzler kısaldıkça ve sonuçta gün ışığı azaldıkça yapraklardaki gizil güçler harekete geçer. Fotosentez yapan yapraklara yeşil rengi veren klorofil maddesi azalan güneş ışığı nedeniyle yok oldukça, diğer renk pigmentleri aşamalı olarak kontrolü ele almaya başlarlar. Yağan yağmurdan da destek alan bu pigmentler sarı, turuncu ve kırmızı renklerden sorumludur. Her ağacın yapısı farklı olduğundan yaprakların renkleri de farklılaşır.  Meşeler, çınarlar, kayınlar, atkestaneleri, Amerikan sarmaşıkları, ıhlamurlar, akçaağaçlar, erikler, elmalar, kayısılar sonbaharda görsel şölen sunan ağaçlardan bazılarıdır ve en güzel renk senfonilerini yaratırlar. Sessizlik eşliğinde onları izlemek ve dinlemek paha biçilemez ücretsiz zevktir. Kent yönetiminden sorumlu belediye başkanlıkları, bu özellikten yararlanarak park ve bahçelere bilinçli bir şekilde, çeşitlendirerek ağaç dikimi yaparlar.

Sonbahar bence orta yaş ve üstü için en duygusal mevsimdir. Çünkü çocukluğu ve gençliği bir koşuşturma ile geçmiş ve yaşamı enine boyuna irdeleyecek zamanı bulamamış günümüz insanı, en temel gereksinimlerini karşıladıktan sonra, artık kendine vakit ayıracak zamanı bulmuştur ve Ahmet Haşim’in ünlü şiirindeki  “eteklerinde güneş rengi bir yığın yaprak” dizelerindeki yaprakları dökebilmek ve bir bilanço çıkarabilmek için, gönlüne en yakın mevsim olarak sonbaharı seçer.  Adı üzerinde; SON bahar.  Bahardır ama niteleyicisi yani sıfatı son’dur. Sonbahar. Bundan daha güzel bir hüzün sözcüğü olabilir mi? O rengârenk yapraklar bizim yaşantımızın çeşitli safhalarıdır. Mutlu, sıkıntılı, üzüntülü, umutsuz, çaresiz, telaşlı, acı dolu, heyecanlı… O esen deli rüzgârlar, bu etkiyi azaltıcı veya çoğaltıcı etki yaparlar. Uçuşan yaprakları toplamak için koşuştururken belki de bilinçaltımız bize “yaşamı yakala, yaşamayı bırakma, yaşamın renkleri çok güzel” diyordur. Sonra, toplanan bu mücevher, topaz, yakut yapraklar evde özenle sehpa camlarının altlarına veya kitap sayfalarının arasına konulur.

Her ulusun dili farklı özelikler taşır ve o dilin anlatım gücü bu özellikler sayesinde zenginleşir. İngilizcede sonbaharı tanımlamak için iki sözcük vardır; autumn ve fall. Fall aynı zamanda düşüş demektir. Bu, belki sonbahara bazı anlamlar yüklememizi sağlayabilir.  Türkçemizde ise,  sonbahar için akraba ulusların da kullandığı “güz” sözcüğü de vardır ama sonbahar sözcüğü anlam çağrıştırma yönünden çok güçlü etkiler yaratıyor bence. Hele de ilkbahar ile çift yönlü tezat oluşturduğunda bu etki duygusal olarak doruklara çıkıyor. Sonbahar sözcüğü insan ruhunda derin etkiler bırakıyor ve kesinlikle hüznü çağrıştırıyor. Sözcük anlamı olarak hüzün, gönle üzgünlük veren, iç kapanıklığına yol açan, hazin anlamına gelir. Beynimiz, sözcüğün anlamıyla mevsimin özellikleri arasında bir bağlantı kurar bence. Ne de olsa o süreğen sıcak yaz günleri bitmiştir. Önümüzde yazdan kalan son sıcak günler, son yeşil yapraklar vardır ve sanırım hüzün burada başlamaktadır. Size hükmeden, insan olduğunuzu duyumsatan bir bilge acı ve hüzün vardır sonbaharda. Ne mutlu bize ki alıştıra alıştıra gelir. Bir anda kötülük etmez. Önce belli belirsiz sıcaklık düşmeleri, olur olmaz hava değişimleri, akşam üşümeleri, dallarına belli etmeden sararıp yere düşen tek tük yapraklar, korsan yağmurlar, derken kontrbas çalan rüzgârlar, bu rüzgârlara istemese de kapılmak zorunda kalan başkalaşıma uğramış yapraklar, göçmen kuşların V harfi şeklindeki veda uçuşları. Bir gece ansızın düşen ısı sonrasında, sabah kalktığınızda ağaçların dallarında son bir gayretle tutunabilen son ıslak yaprakların yerlerde süpürülmek üzere beklediğini yorgun bir ruh eşliğinde görebilirsiniz. Hele de Kasım ayı,”On Kasım”, Atamızın bizi bırakıp sonsuzluğa uçtuğu gündür.

Başınızı kaldırıp o masmavi ve uçsuz bucaksız gökyüzüne bakarsınız. “Küçük Prens”in ülkesi olan o minnacık gezegeni arar gibi çok dikkatlice, uzun uzun ve hayranlıkla. Artık kırlangıçların, adet olduğu üzere akşamın dar vakitlerinde çığlık çığlığa yaptıkları uçuş provaları olmayacak gökyüzünde. Ağızlarıyla getirdikleri çamurlarla saçak altlarına yaptıkları dayanıklı yuvalarını, ilkbaharda tekrar gelmek üzere çoktan terk edip gittiler.

Keşke tüm hüzünler, sonbahar hüznü gibi ruhu ve dolayısıyla insanı yücelten bir görev üstlense ve geri döndürülebilir olsa. Döngüdür. Rüzgârın esmesi, yaprakların dökülmesi yazın bittiğini size anımsatır ama aynı zamanda kışın yapılacak hazırlığın ardından, yeni bir başlangıç olan ilkbaharın gelmesi için yapılması gereken zorunlu bir işlemler bütünüdür. Oysa dünyada kötü insanlar, mevsimler hep kış olsun istiyor.  Daha doğrusu bize kış kendilerine yaz olsun istiyor. Cenneti yaşamak için geldiğimiz dünyada, yarattığımız cehennemde ölüyoruz.

YORUM EKLE

banner205

banner204