Bir Gün Ölmek mi, Her Gün Ölmek mi?

1945-50’lerden sonra Atlantik sistemine bağlanmamızla ayaklarımıza pranga vuruldu. İleriye yürüyemedik, cephe değiştiremedik. Cılız ve dönemsel arayışlarımız oldu fakat bunların bir etkisi olmadı.

            1980’lerde Özal’ın “ekonomi anlayışı” ile ellerimize de kelepçe vuruldu. Elimiz kolumuz bağlanınca kendi ekonomimize müdahale edemez olduk. “Görünmez el” dedikleri kapitalizmin eli serbestçe müdahale etti. Devamında gelen bütün Batıcı ve liberal ekonomi iktidarları ile elimiz ve ayağımız bağlı kaldı.

            19 Mart’ı 20 Mart’a bağlayan gece yarısı Merkez Bankası Başkanı Naci Ağbal görevinden alındı. Yerine Prof. Dr. Şahap Kavcıoğlu geldi. Ağbal, kısa görev süresinde aşırı faiz artırımı ile tepkileri üzerine çektiği değerlendirmeleri yapıldı. Batı ekonomistleri ise Ağbal’ı epey övüyordu! Yeni Merkez Bankası başkanı ise faize karşı görüşleri ile biliniyor.

            Hafta sonu daha bitmemişti ki faiz oranında bir değişiklik olmadan Dolar ani şekilde yükselmeye başladı. İlk açıklamayı ise Hazine ve Maliye Bakanı Lütfi Elvan yaptı. Elvan, "Bu alanlarda istikrar olmaksızın güçlü, kaliteli ve sürdürülebilir bir büyümeye ulaşmak mümkün değildir. Uygulamakta olduğumuz ‘enflasyonda düşüşü önceliklendiren’ makro politika çerçevesi, enflasyonda kalıcı düşüş sağlanana kadar kararlılıkla sürdürülecektir. Maliye politikalarını, para politikasını tamamlayıcı yönde fiyat istikrarını desteklemek amacıyla uygulamaya devam edeceğiz.
Piyasaların etkin ve sağlıklı işleyişini son derece önemsiyoruz. Bu kapsamda serbest piyasa mekanizmasından herhangi bir taviz kesinlikle söz konusu olmayacak, liberal kambiyo rejiminin uygulanmasına kararlılıkla devam edilecektir."

            Elvan’ın verdiği mesajda “piyasa tarafından” beklenilen vurgu şu bölümdür: “...liberal kambiyo rejiminin uygulanmasına kararlılıkla devam edilecektir” Şimdi soralım 80’lerden itibaren Özal ile başlayan yabancı paranın serbest dolaştığı, kurlarla yabancıların beslendiği, gümrük duvarsız ve vergisiz giriş çıkışların serbest olduğu, vurguncunun/borsacının/spekülatörlerin baş tacı olduğu liberal ekonomi ile nereye geldiğimizi? Liberallerin ünlü sloganını bir daha yazalım, "Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler, bırakınız kur tehdidiyle terbiye etsinler, bırakınız vurgun yapsınlar..."Aynı değişkenleri uygulayarak, farklı bir sonuç alınabilir mi?

           

            Geçmişten gelen yapısal bozukluklar üstüne bir de yanlış sistemde ısrarlar ve sistem içi çözümler müdahalelere açık hale getiriyor. Ekonomist Timothy Ash’in “Kavcıoğlu’nun piyasalar tarafından cezalandırılacağını ve Naci Ağbal’dan daha fazla faiz artırımı yapmak zorunda bırakılacağını” yazmasına kim imkân veriyor? Bu tetikçilerle ne yazık ki sistem içi ekonomik pansumanlarla mücadele edilemez. Sistem içi çözüm yok, zorluk çekmeden sistem değişikliği de yok. Bir gün ölmek mi, yoksa sürekli acılar içinde her gün ölmek mi?

           

            Tüketim, borç, borsa ve dövize bağlı ekonomide hayat yok. Ölmek değil, başı dik ve üreten şekilde yaşamak istiyoruz. Bu sadece üretim ekonomisi ile mümkündür. Ürettikçe bağımsız oluruz. Egemenlik hakkımız olan Türk lirasını koruyup, dört elle sarılıp, ülkelerle ticarette kendi paramızı kullanmamız gerek. Türk lirasının değerini yabancıların keyfi gecelik müdahaleleri değil, bizim üretim gücümüz belirlemeli. Liberal kambiyo sistemi değil, kontrollü kambiyo ile sermaye giriş-çıkışına kontrol gelmelidir.

YORUM EKLE

banner205

banner204