Boşanmış Ailede Çocuk Olmak

Bir önceki yazımda boşanma sonrası tek ebeveyn olarak kadın ve erkeğin olası zorluklarına değinmiştim. Devam niteliğinde olan bu yazımda ise boşanma sonrası oluşan tek ebeveynli ailede yaşayan çocukların olası zorluklarının cinsiyete göre nasıl farklılaştığını değerlendireceğim.

Boşanma ebeveynler gibi çocukları da etkileyen bir durumdur. Çocukların bu duruma uyumları, boşanma öncesi aile işlevleri, yeni aile düzenin gelişim süreci özellikleri, yeni kurulan düzende sahip oldukları maddi ve manevi kaynaklar, çocukların mizaçları ve bireysel özellikleri gibi birçok faktörden etkilenmektedir.

Boşanma sürecinin sağlıklı şekilde gerçekleştirilmediği, boşanma sonrasında yeniden yapılanan aile düzeninde ebeveynleriyle ilişki ve iletişim sorunları yaşayan çocukların düşük okul başarısı, öfke kontrol güçlükleri, davranım sorunları, içe kapanmalar, kaygı bozuklukları, sosyal ilişki sorunları gibi benlik gelişimini olumsuz yönde etkileyecek birçok sorun yaşadıkları bilinmektedir. Yapılan araştırmalar anne ve babaları ile olumlu ilişkiler kuran çocukların aile yapısına bakılmaksızın daha az davranışsal ve duygusal sorunlar yaşadığını göstermektedir.

Aile, değişen dinamik bir sistemdir. Boşanma ile ikiye bölünen sistemdeki çocuk küçük yaşta ise kronikleşen,  ergenlik döneminde ise akut şeklide gelişen olumsuz ilişki örüntülerinin sonuçlarını yaşamaya mahkumdur. Yazımı okurken cinsiyet açısından ele alınan olası problemlerin erken yaşta tohumlanan, ergenlik ve genç yetişkinlikte ise soruna dönüşme olasılığı olan ilişki özellikleri gibi değerlendirilmesini öneririm.  Konunun ehemmiyeti, velayetin hangi ebeveynde olduğuna göre iki bölümde incelenmeyi hak etmektedir. Bu bölümde velayetin annede olduğu boşanmış ailede kız ve erkek çocuğunun dünyasını anlatmaya çalışacağım

Boşanma süreci sağlıklı şekilde yürütülse de yeni yapılanan iki çekirdekli aile düzeninde çocukların yaşayacağı olası zorluklar mevcuttur. Bu zorlukların erken dönemde fark edilmesi, başta ebeveynlerin olmak üzere öğretmenlerin ve danışma halinde biz meslek kişilerinin uygun desteği ile çocukların çok erken yaşlarda duygularını fark etmeleri, düşünce biçimlerini geliştirmeleri, eylemlerinin sorumluluklarını almalarını sağlayacaktır. Araştırmalar, başlangıçta her ne kadar zorluk yaşasalar da boşanmış ama işlevselliği yüksek düzeyde olan yeni aile düzeninde yaşamını devam ettiren çocukların; ihtiyaçlarını doğru anlayan, davranış ve seçimlerde erken yaşta olgunlaşma sağlayan, çözüm bulma konusunda diğerlerine göre daha yaratıcı olmayı başarabilen çocuklar olabildiklerini göstermektedir. Tabi ki bu gelişim süreci çocuklar açısından gül bahçelerinde gezinmek kadar rahat veya lunaparkta oynamak gibi eğlenceli olmamaktadır.

Boşanma kız olsun erkek olsun her çocuk için uyumlanması gereken, zorluklarla karşılaşacağı ve süreklilik arz eden yaşamsal bir süreçtir. Araştırmalar çocukların boşanmaya verdikleri tepkilerin yaş ve aldıkları desteğe göre farklılaştığını göstermektedir. Yapılan çalışmalar en yoğun stresi 6 yaş altındaki çocukların yaşadığını fakat tuhaf gelse de en iyi uyumu da bu yaş dönemindeki çocukların sağladığını göstermektedir. Cinsiyet ise boşanma ve sonrasındaki süreçte, daha çok ergenlik dönemindeki uyumu etkileyen bir faktör gibi görünmektedir.

Cinsiyet ilişkili gelişimsel özellikler göz önünde bulundurulduğunda boşanma sonrası annesiyle yaşayan ve babasıyla daha az sıklıkta görüşen kız çocukları bu durumdan nasıl etkileniyor olabilir? Baba kız çocuğunun eril dünyasının parçasıdır. Çalışmalar kız çocuklarının baba ile kurduğu zayıf ilişkinin sosyal ortamlarda çekingen olma ile doğrudan ilişkisi olduğunu göstermektedir. Otorite figürü olan babanın evden ayrılması kız çocuğunun özellikle dış dünyada kendini daha güvensiz hissetmesine neden oluyor olabilir. Bu durum ise özellikle ergenlik döneminde sosyal kaygı ve içe kapanmaları artırabilir. Çocukluğunda ebeveyn ayrılığı yaşamış bireyler içerisinde özellikle kadınlarda boşanma oranlarının yüksek olduğu bilinmektedir. Babanın erken dönemdeki yokluğu kız çocuğunun dış dünyayı tanıma sürecinde yeterince özgüvenli olamamasına, gelişimini destekleyecek ve ileride uygun eş seçimi hususunda yol gösterici olacak deneyimler yaşayamamasına neden olabilir. Bu durum kız çocuğunun hem ergenlik hem yetişkinlik dünyasını etkileyebilir. Fiziksel olarak uzakta olan baba kız çocuğuyla sağlıklı ilişki ve iletişim içerisinde olduğu sürece, varlığının kızı üzerindeki güçlendirici etkisini sürdürmeye devam edecektir. 

Akla gelen diğer soru; hem cins ebeveyni ile baş başa kalmanın kız çocuğunu nasıl etkilediğidir. Yalnız kalan annenin dert ortağına ihtiyacı vardır. Çocuklar -çoğunlukla bilinç dışı şekilde- ebeveynin ihtiyaçlarını sezer ve ona göre davranarak kendince bazı görevler üstlenir. Eğer anne bilinçli davranmazsa erken yaşta gelişen, ergenlikte ise kalıcı hale gelmiş işlevsiz bir anne-kız ortaklığı gelişebilir. Annenin dert ortağı olmak hem küçük yaştaki hem de ergenlik dönemindeki kız çocukları için çok ağır bir duygusal yüktür. Bu duygusal yük şimdi de çocuğu zayıflatırken ergenlik döneminde yalnızlaştırır. Unutmayınız ki küçük yaşta annenin dertleriyle meşgul olmuş bir kız ergenlikte annesine güvenemez. Annenin ya beceremeyeceği ya da baş edemeyeceği düşüncesiyle sorunlarını tek başına çözme yolunu tercih edecektir. Bu yalnızlaşma ise ebeveyn desteğine en çok ihtiyaç duyulan ergenlik döneminde genç kızın birçok ruhsal sorunla uğraşmasına yol açabilir. Annelerin ayrılık sonrası arkadaş ve/veya akrabalarından almaları gereken desteği kız çocuklarına yüklememeleri, daha sağlıklı anne kız ilişkisi gelişimine katkıda bulunacaktır. Anneyi uygun rehber olarak gören kız çocuğu ise hem çocukluğundan itibaren taşıyamayacağı duygusal yüklere maruz kalmayacak, hem de ergenlik döneminde -gerek gördüğünde- ihtiyaç duyduğu desteği biricik annesinden gönül rahatlığıyla talep edebilir hale gelecektir.

Anneyle baş başa kalan babasından uzak olan erkek çocukları için de hayat güllük gülistan değildir. Çalışmalar babadan ayrı olmanın daha çok erkek çocuklarını etkilediğini göstermektedir. Otorite figürünün evden ayrılması kız çocuklarını güçsüzleştirirken erkek çocuklarının ise evin otoritesi olma çabasına girerek daha güçlü olma ihtiyacını artırmaktadır. Tabi ki babanın yokluğu ile ele geçen ve olumlu gibi görünen bu güç nasıl görünürse görünsün gerçek bir güçlülük değildir. İşlevselliği de yoktur! Sadece ebedi rakibi uzaklara gitmiştir. Erkek çocuğunun rakibi olan ve fakat aynı zamanda en önemli güç kaynağı olan babayla -en az kız çocuklarının babayla kurdukları ilişki ölçüsünde- ilişkide olmaya ve bu ilişkiyi tutarlı şekilde sürdürmeye ihtiyaçları vardır. Babanın uzaktan da olsa sürdüreceği sağlıklı ilişki, erkek çocuğun ihtiyacı olan benlik gücüne güvenli alanlarda ve en az olumsuz deneyimle kavuşmasını sağlayacaktır.

Güçlü olma çabası erkek çocuğunun aynı evde yaşadığı anneyle de sağlıksız ilişki örüntüleri gelişimine neden olabilir. Bir de bu durum kocasını kaybeden annenin aşk nesnesi olarak erkek çocuğunu seçmesiyle perçinlenirse… Anne çocuk ilişkisinde roller ve sınırlar ayrı alanlar gibi görünse de birbirini etkileyen konulardır. Çocuğun otorite yerine geçme isteği, annenin buna izin vermesi anne oğul arasındaki ilişkide sınırların belirsizleşmesine, şimdide filizlenen ergenlikte ve ileri yaşlarda ise boy gösterecek bağımlı kişilik örüntülerine sebebiyet verebilir. Anneler erkek çocuklarıyla ilişkide uygun otorite figürü olmayı sağladıkları takdirde çocuklarının ihtiyacı olan ilişki sınırlarını sağlamış ve çocuğun gelişimi için gerekli uygun aile ortamını güçlendirmiş olacaktır.

YORUM EKLE

banner205

banner204