Can Azerbaycan

Dünyamız pembe hayaller kuranların, pamuk prenseslerin yaşadığı veya yaşayabileceği bir yer değildir. Keşke olsaydı. Keşke insan neslinin en paha biçilmez ve eşsiz duygularına seslenen romantik güneş batımlarının, dolunay mehtapların şanına yaraşır bir yaşam mümkün olsaydı. O zaman cennet denilen şey gerçek olur, ütopyamızı yaşardık. Ama ne yazık ki geçmişte ve günümüzde her zaman şu kural işlemektedir: “Barış iki savaş arasındaki zamandır.”   Bağımsız olarak yaşayabilen uluslar her zaman savaşa hazır olanlardır. Bu genel kuralın eşliğinde milletler her zaman komşuları ile bağlar kurmalı, sağlam iplerle komşulara bağlanmalıdır. Bu komşu sizinle kan ve manevi bağı olan bir komşu ise geleceğinizden büyük ölçüde emin olabilirsiniz.Bence Azerbaycan tarihini bilinçli bir şekilde öğrenmek her Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının ilk görevlerinden biri haline gelmiştir ve öyle olması zorunluluk arz etmektedir. Kendi varoluşumuz bu görevdeki ciddiyet ile yakından bağlantılıdır.

Azerbaycan, değerli amiralimiz Soner Polat’ın  “Türkiye için Jeopolitik Rota”  kitabında işaret ettiği üzere dünyanın kalbi anlamındaki Kalpgah’da konumlanmış bir ülkedir. Dil, din,ırk ve kader ortağımızdır. Şimdilerde komşumuz Azerbaycan’ın zor zamanlardan geçtiğine tanık oluyoruz. 30 yıllık bir mağduriyetin ardından gergin ipler bir anda koptu ve 27 Eylül'de Ermenistan’ın saldırısı ile iki taraf bu kapanmamış hesabın muhasebesine giriştiler. Her safhası kitaplar dolusu bilgi gerektiren, bence bilinmezleri de olan ve uğruna savaşılan dağlık Karabağ sorunu nedir? Nasıl ve niçin evrilmiştir? Bunlara yanıtlar arayarak kendime ve benim gibi merak edenlere bilgi sunacağım.

Kaynak; Türkan Hüseynova, https://www.turktoyu.com/daglik-karabag-ozerk-cumhuriyetinin-kurulusu

Azerbaycan'ın Kanayan Yarası: Dağlık Karabağ

Azerbaycan'da 4 bin 400 kilometrekarelik bir alanı kapsayan Dağlık Karabağ (Yukarı Karabağ) meselesi, Azerbaycan ile Ermenistan arasında yıllardır çözüm bekliyor.

Karabağ ve çevresindeki yedi bölgede Ermenistan işgali 1992'den beri devam etmekte ve bu bölgede sadece Ermeni nüfusu yaşamaktadır. İşgalden sonra bu bölgede hiçbir ülke tarafından tanınmayan sözde Dağlık Cumhuriyeti kuruldu.

Can Azerbaycan

Dağlık Karabağ Sorunu Nasıl Başladı?

Azerbaycan'da 18 Mart 1918 tarihinde Azerbaycan Halk Cumhuriyeti'nin (AHC) kurulması ile Ermenistan, Azerbaycan’a karşı toprak iddialarını ortaya koymaya başladı. Bu eylemler, 18 ay yaşayan AHC’nin düşmesinin ardından Azerbaycan'ın 28 Nisan 1920'de Azerbaycan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti (ASSC) olarak Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliğine (SSCB) katılmasından sonra da devam etti.

Ermenilerin "Büyük Ermenistan" Hayali

Aslında Ermenilerin Karabağ, Erivan ve Nahçıvan topraklarına ilişkin iddialarının başlangıcı 18. yüzyıla kadar uzanmaktadır. Onların tek hayali denizden denize (Hazar Denizi'nden Ege Denizi’ne kadar) büyük Ermenistan'ı kurmaktı.

Dağlık Karabağ Özerk Vilayetinin kuruluşu

5 Temmuz 1921'de Rusya Komünist Partisi Merkezi Komisyonu, Kafkasya Bürosu Müslümanlarla (Azerbaycanlılar) Ermeniler arasında barış için ASSC sınırları içinde Şuşa şehri merkez olan Dağlık Karabağ’a geniş özerklik verilmesini kabul etti. Bu karardan memnun olmayan Ermeniler 1923’te Dağlık Karabağ’ın Ermenistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti'ne (ESSC) katılma meselesini gündeme getirdiler.

Azerbaycan’ın Dağlık Karabağ bölgesinin Ermenistan’a sınırı olmadığı için Azerbaycan Merkezi İcra Komisyonu'nun 7 Temmuz 1923 tarihli kararıyla merkezi Hankendi olarak Azerbaycan’ın terkibinde Dağlık Karabağ Özerk Vilayeti (DKÖV) oluşturuldu. Rusya Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti'nin iş birliği ile gerçekleştirilen bu hamle ile, SSCB ülkelerinde Karabağ’da yaşayan Ermenilerden çok daha fazla sayıda Ermeni yaşamasına rağmen, sadece Azerbaycan’da özerk vilayet kurulmuş oldu.

ESCC'den Azerbaycanlıların Göç Ettirilmesi

ESSC’de yaşayan Azerbaycanlıların sayısı Azerbaycan’da yaşayan Ermenilerin sayısından çok daha fazla olmasına rağmen Azerbaycanlılar, Ermenistan’dan özerk vilayet isteğinde bulunmadılar. Ermenistan’da 200 binden fazla Azerbaycanlı yaşadığı halde, SSCB ve ESSC hükümeti onlara kültürel özerklik vermediği gibi, 1948-1953 ve 1988 yıllarında Azerbaycanlılar Ermenistan’dan göç ettirilmiştir.

Azerbaycan’ın Dağlık Karabağ bölgesine, 19. yüzyılda İran’dan ve Türkiye’den (o dönemde Osmanlı İmparatorluğu) göç eden Ermeni nüfusunun teklifi esas alınarak 6 Ekim 1923’de özerk vilayetin başkenti Hankendi'nin ismi, Ermeni Bolşevik Stepan Şaumyan’ın şerefine Stepanakert olarak değiştirildi.

Özerk vilayetin Ermeni nüfusu zaman zaman ayrımcı sloganlar atarak Ermenistan’la birleşmeleri için protestolar yaptılar. Bu protestoların en büyüğü 1988 yılının Şubat ayında oldu.

1987’de Azerbaycan ve Ermenistan arasında Dağlık Karabağ çatışmasının başlamasının ardından bu sorun 1991’in sonunda savaşa dönüştü.

1989 Kasım ayında SSCB Yüksek Sovyeti, DKÖV’in özerkliğinin kaldırılıp doğrudan ASSC’ye bağlanmasına dair kararı kabul etti. Daha sonra 1989 Aralık ayında ESSC Yüksek Sovyeti Moskova’nın kararını geçersiz saydı ve DKÖV’in Ermenistan’a birleştirildiğini açıkladı.

Azerbaycan, Kazakistan ve Rusya’dan 20 üst düzey devlet görevlisini taşıyan uçak, 20 Kasım 1991'de Ermeniler tarafından düşürüldü ve içerisinden kimse sağ çıkamadı. Heyet, Ermenilerle görüşme yapmaya gidiyordu. Bu olay Dağlık Karabağ’ın özerklik statüsünün kaldırılmasını hızlandırdı.

Dağlık Karabağ'ın Özerklik Statüsünün Kaldırılması

26 Kasım 1991'de Azerbaycan Cumhuriyeti'nin Yüksek Kurulunun kararıyla SSCB, DKÖV’in özerklik statüsünü kaldırdı. Aynı gün bağımsız Azerbaycan parlamentosunun kararıyla 7 Temmuz 1923 ve 16 Haziran 1986 tarihli kararlar hükümden düşürülerek Dağlık Karabağ’ın toprakları Hocavend, Terter, Goranboy, Şuşa ve Kelbecer idari bölgeleri arasında bölüştürüldü. Sovyet Birliği'nin çökmesinin ardından Birleşmiş Milletler (BM), Dağlık Karabağ’ı bağımsız Azerbaycan Cumhuriyeti'nin toprağı olarak tanıdı.

Kaynak; https://www.turktoyu.com/daglik-karabag-ve-cevresi-isgal-altinda

Metin Feyzioğlu: "Dağlık Karabağ ve Çevresi İşgal Altında"

Başkent Bakü'de Avrupa Konseyi, Uluslararası Hukukçular Komisyonu ve Azerbaycan Barolar Birliği’ tarafından düzenlenen "Avukatların rolü ve bağımsızlığı" başlıklı bir konferans düzenlendi.

Türkiye Barolar Birliği Başkanı Prof. Dr. Metin Feyzioğlu, Dağlık Karabağ ve etrafındaki illerin işgal altında olduğunu dile getirirken "Azerbaycan toprağı olan Dağlık Karabağ ve etrafındaki iller etnik çetelerin işgali altındadır. Bugün Azerbaycan toprakları zulüm görmektedir” ifadelerine yer verdi.

Feyzioğlu, büyük acılar çeken Azerbaycan için, "Bu ülke büyük acılar çekmiştir. Şu halde hem acı çekip hem soykırıma uğrayıp hem de dönüp boyun büküp özür dilemeyi vatanseverlikle, milliyetçilikle, aydın olmakla da bağdaştırmıyorum. Aydın olmak, hukukçu olmak her şart altında doğruyu söylemektir. Öleceğini bilse son sözü doğru olmalıdır." Dedi.

Feyzioğlu, Azerbaycan Barolar Birliğine TBB ile ortak yönetim kurulu toplantısı yapmayı önerirken, toplantıyı Nahçıvan'da yapmayı önerdi. Feyzioğlu, sözlerini "Akşama da Kars'a kahve içmeye gidelim. Nahçıvan da bizim Kars da bizim. Vatan ve millet sevgisi hamasetle olmaz. Görevimizi en iyi yaparsak vatanımızı en çok severiz. TBB olarak Azerbaycan Barolar Birliğine her türlü desteği kayıtsız şartsız vermeye hazırız." şeklinde tamamladı.

Gerçeklerin hiçbir zaman çarpıtılmaması gerektiğini belirten Feyzioğlu;

"Bu topraklarda çok trajik bir gerçek var. Azerbaycan topraklarının yüzde 20'si çetelerin işgali altında. Bu konuşulmadığı sürece, uluslararası toplum, hukukçular tarafından harekete geçilmediği sürece ne konuşursanız boş. Avukatın bağımsızlığını, hukuk devletinin inşasındaki rolünü konuşurken biz hiç kuşkusuz işgal altındaki topraklarımızı da konuşmak zorundayız. Bir milyon Azerbaycan Türkü kendi vatanlarında sürgündür. Tapuları, tarlaları, mülkleri, evleri, atalarının mezarları işgal altındadır. Bu, hukukçunun konusu değil midir? Biz hukukçu olarak bunları konuşmayacağız da neyi konuşacağız. Bundan daha önemli ne olabilir?"

Türkiye, Azerbaycan ve tüm dünyaya seslendiğini belirten Feyzioğlu, "Bu topraklarda Türkler soykırım ve işgal yaşamıştır. Hem 1918'te hem de Azerbaycan toprakları işgal edilirken 1990'larda yaşamıştır. Biz hukukçuların görevi, eğer bağımsız isek, eğer gerçekten aydın isek bunu tüm dünyanın gündemine getirmek ve hakkımızı uluslararası camiada aramak olmalıdır. Bunu yapmadığımız sürece ne diyorsak hepsi boş. Bu acıya kayıtsız kalan sözde medeni ülkeleri de en ağır şekilde kınıyorum." ifadelerini kulandı.

YORUM EKLE

banner205

banner204