​​​​​​​Çolak

Boğazındaki gıcık nefesini kesiyordu. O yüzden döndü durdu sabaha kadar yatakta. Bir ara kalktı bir dilim ekmek attı ağzına, üstüne iki yudum su içti cukur cukur.

Uyku ne mümkün...

Bir ara sağını solunu elledi Sultan' ının. Üç günlük uykuya dalan Sultan' da tık yok.

Ulan gahpe oğlu dedi sessiz sakin, abdestsiz suya yıkanırsan helbet perişan olursun.

Yerliyayla köyünden kalkıp başşehire gelmişti Emirhüseyinoğullarından Kütük Ali' nin Halil.

Tam uykuya dalacakken bibisinin kızı da olan Sultan ile yaşadığı o derin aşk burnunu sızlattı.

Öleceğim dedi, bir gün öleceğim de cenazem bile ortada kalacak.

O uykuya dalarken Sultan ağlayan bebesini emzirmek için kalkmış, bebe emerken o çoktan oturduğu yerde uyumaya başlamıştı.

Halil, sabah ezanıyla doğruldu yerinden.

Sultan, Sultan gızzz, diye bağırdı.

Gak hele gak, nirdesin gı, nirdesin...

Kaşını zar zor açan Sultan, azdı gene, şafak sökmeden derdi neyise diye düşünse de, buyur Halil, hele buyur dedi kısık, kesik kesik sesle, hem ürkekerek, hem korkarak...

Sultan dedi Halil, heç uyuyamadım, sabaha sabah ittim.

Sultan, sustu.

Oramı, buramı elledi ya, ses itmeyince gudurdu dediyse de yüreğinden, "Aman Halilim, aman yiğidim hayır ola inşallah!" diyerek vardı yanına.  

Halil, belli ki kaçıyordu kendinden.

Bre hınzır diyordu Sultan duymasın diye, abdestsiz suya yıkanırsan beter olursun beter...

Sultan dedi bir ara, Sultan eyle bi ürüya gördüm kü, düşman başına.

Önden  iki dişim düşmüş; kansız, lekesiz. Bi uyandım bağrımda goca bi ataş yanıyo!

Sultan daldı gitti gaibe doğru. Murat dedi, Mesut dedi. Meryem dedi.

Yattı, kapandı üzerlerine bebelerinin. Öptü, kokladı, kucakladı. Ağladı sonra, kadersiz Sultan dedi, kadersiz Sultan...

Allah ne verdiyse yediler içtiler sabah sabah.

Gülüştüler!

Halil, bir cuvara tellendirdi. Bir yandan çekti ondan dertli dertli, öte yandan, Sultan dedi, ağşama bi su kaynat da derin derin bi abdes alıyım.

Oynaştılar!

Halil kucakladı Sultan' ı. Sultan' ın içi bir hoş oldu.

Hoşçakal, demeye dili varmayan Halil, el salladı sadece, sıcak bir gülümseme....

Sultan, Halil dedi bebelerin hatrı için, Allah için Çolak' a di ki, mazeme yoğsa ben de yoğum.

Halil, koşar adım uzadı evden. Koşar adım bindi servise.

Kafası karmakarışıktı. Önce rüya düğümlendi boğazına. Sonra bebeler. Daha sonra Sultan.

Ah ulan dedi, accik param olacaktı ki!

İşe vardığında Çolak, kaykılmıştı koltuğa. Bir yanında kahve öte yanında nargile.

Halil, önce bir hamle yaptı masaya doğru. Sonra durdu, durakladı.

Ulan dedi, şimdi gidip uyarsam gıyamet gopar. Uyarmasam, Sultan, Murat, Mesut, Meryem...

Yumruğunu sıktı, bir küfür savurdu havaya doğru. Ağız dolusu tükürdü yere.

"Yerliyayla' da biz, bir büyük seldik
Bu koca şehire nereden geldik
Çolak kapısında hemen her daim
Ovaları bırak dağları deldik..."

Yürüdü.

Gene tırmanacaktı direğe. Gene yalnız, gene garip, gene içini çekerek.

İkinci adımda boyunluk dedi, dizlik dedi, halat, makara, sicim dedi.

Yoksa çıkmayacağım.

Çolak, aygın baygın doğruldu yerinden.

Bak dedi, evlat bana bak, ister çık ister çıkma. Aha o kadar çok iş arıyan var ki...

Halil durakladı. Halil, Sultan dedi, Murat, Mesut,  Meryem dedi.

Bebeler sütü, Sultan, Halil' i ister.

Çolak kolunu .iktiğim dedi Halil, avucuna adam akıllı tükürüp tırmanmaya başladı direğe.

Ölürsem, devlet var dedi, devletim bakar bebelerime.

Halil, akıllı bir işçiydi. Hesap kitap bilirdi az çok. Mühendisler Halil' in işine pek karışmaz, Halil varsa bize çay içmek düşer derler piştiye kol sallarlardı.

Halil, sözüm söz dedi, mübarek gün hatrına yarın mazeme yoğsa ben de yoğum.

Yavaş yavaş tırmanya başladı direğe. Tırmandıkça Sultan dedi, Murat, Mesut, Meryem.

Halil, inemedi direkten.

Düştü.

Düştüğü yerde kaldı.

Ağıt yaktı Sultan. Yerliyayla köyü yasa durdu.

Emirhüseyinoğulları ağladı, ağladı.

Çolak, cenazeye geldi pervasız.

Sultan' a dönüp, taktiri ilahi dedi. Bacımsın. Çocukların bebemdir.

Sultan, yas tuttu kırk gün, kırk gece. Sonra abdestsiz yıkandı diye düşündü. Orasını burasını elledi. Halil geldi aklına.

Ağladı, ağladı, ağladı.

Murat' a sarıldı, Mesut' a, Meryem' e...

Çolak, işine koştu. Çolak uyur uyanık yeni Haliller buldu.

Sultan gitti geldi Çolak' a yalvardı yakardı. Öksüzler yüzü suyu hürmetine aş dedi önce, iş dedi.

Aş olmayınca Çolak' a hizmete başladı Sultan. Ev, büro, araba temizliği.

Sultan kaderine razı iken biri kafasını bulandırdı. Mahkeme dedi, hak, hukuk.

Sultan, bir istidacıya iki sayfa istida  yazdırdı, davacıyım.

Çolak bu boş durur mu?

Para konuştu.

Şahitler konuştu.

Mahkeme günü, biri çıktı, "Beyimiz çok ikaz itti emme Halil inat adamıdı, takmam da takmam dedi..." dedi.

Öteki, "Vallaha hakim bea mesai çoktan bitmiş idi. Halil, yokarda bi şiy unuttum, almam ilazım diyi çıktı getti..." dedi.

Diğeri, "Tecelli dedi, vallaha hatırımda yok hakim bea, ne duydum ne gördüm."

Sultan, oturdu yerine. Derin bir nefes aldı.

Sonra, orası burası karışan adaletten adalet beklemektense, oramı buramı Çolak beye karıştırtır ölene kadar Halil der dururum dedi. Adaletten adalet beklemektense Çolak' tan adalet bekler, yosma karısının konken partilerinden usanan Çolak belki merhamete gelir.

Elbet, Halil der dururum da; Murat murat alır mı, Mesut mutlu olur mu, Meryem göz yaşını siler mi bilmiyorum.

Ya adalet, ya adalet....

Ah, dayım gızı, ah dedi, kırk iki dış arasından yarım yamalak Halil, mezarından doğrularak.

Ah, Sultan Ah!

YORUM EKLE

banner205

banner204