Demirin Üstündeki Karınca İzi

Görmeyi bilmek başka türlü nasıl anlatılırdı bilmiyorum. Bir insan ayrımıdır belki de bu söz. Demirin üstündeki karınca izini görenler ile görmeyenler. Tersine esen iki rüzgâr. Ya da yeryüzü ile gökyüzü savaşının bir yansıması. Bir tür tarih de olabilir, demirin üzerinde yürüyen karıncaların tarihi. Ak karıncalar, mavi karıncalar, kahverengi karıncalar, kırmızı karıncalar ve onların demir üzerinde geçirdiği zamanın tarihi. Bu iz pekâlâ bir ses de olabilir aynı zamanda. Binlerce yıldır yüreklerimizin duyduğu ses. İlk insanın ilk kalp atışı, ilk özlem kuşunun ürkekçe kanat çırpması. Ya da tuz gölünden gelen zincir şakırtıları. Öyle bir ses ki karanlık gecede hem görülebiliyor hem de duyulabiliyor. Tıpkı 6700 sene sonra gördüğümüz Neowise yıldızı gibi. Bu sözü ilk Pir Sultan söylemiş. Şöyle bir dörtlükte geçiyor söz:

Derviş dediğin arıdır özü
Araya mı gitti garibin sözü
Demirin üstünde karınca izi
Karanlık gecede görsün de gelsin

Karanlık gecede karınca izini kim görebilir? Görmek sadece gözle mi ilgilidir? Misal gözleri görmeyen Homeros bu izin varlığından nasıl haberdar olmuştur? Ya da uzun ince bir yolda yürüyen Âşık Veysel belki de yalnızca kara toprağı görmüştür. Bir tür duygudaşlık var, bir tür sezgi bu sözün içinde. Ve o sezgiyle görülüyor bu iz, şimdilerde Neowise yıldızının ucundadır. Sümerlerin hayallerini gerçekleştiriyoruz ve onların umutlarının, çabalarının boşa gitmediğini ispatlıyoruz ileriye doğru her adım atışımızda. İz belki yürümeyi yeni öğrenmiş medeniyetin ayak izleridir. Şimdi Mars’a gidiyor medeniyet kuran karıncalar. Belki de Mars piramitlerini yapacaklar. Neden olmasın?

Bu söz insanlar arası gizli sözleşme aynı zamanda. Bir tür parola, dostluğun derin köprülerinde söylenen. Demirin üstünde karınca izi der, köprünün başında bekleyen ve sorar parolayı. Buna karşılık verir diğeri: Karanlık gecede görsün de gelsin. Biri diğerinden nöbeti böylece devralır. Sonsuzluğa kurulmuş bu kadim köprü öyle bir başına bırakılamaz. Türk mitolojisinde ilk insan olan Er Sogotoh ve onun büyücü, demirci nesli de görür bu izi. Demirle uğraşanlar, ateşle kavrulur. Ateşle kavrulanların, vurulan örs ve çekiçlerin de bir hakkı vardır elbet. Demirciler derviş olup turna donuna girdiklerinde bu yüzden yanar kanatları. Ateşin iziyle tutuşur hasret kuşları. Bizim mahallede bir demirci vardı, geçerdim her sabah örs ve çekiç seslerinin önünden. Şimdilerde yok, o da mı girdi yoksa kuş donuna?

Demirin üstündeki karınca izi poetikadır aynı zamanda, bir tür estetik kuramı. Habil ile kabil zamanında yaşanan bir yol ayrımından kalmıştır. Kaf dağına çıkanların çıktığı keçi yolunun izlerini taşır. Sonra üç güzele meyil vermiş Karacaoğlan’ın bakışlarından kalandır. Ya da meyil verdiği üç güzelden birinin yüzüdür en çok da ayın. Elinden bir dolu içince ayın adı Mahpeyker olur. Belalı güzeller soyundan. İnsanın kalbinin ortasında taşıdığı simsiyah bir ben de olabilir, ayrılıklarda içimizde kırılan yemyeşil dallar da.

Dedik ya insan ayrımı diye. Demirin üstündeki karınca izi ne olursa olsun ateşi çalanların, hakikate sarılanların izi. Truva savaşlarında tuzağı gören ve tereddüt etmeden Truvalıları uyaran Laokoon’un çağrısı, Yunus’un engin denizleri, Karacaoğlan’ın bıçkınlığı, Nazım’ın denetlenemeyen umudu, Pir Sultan’ın semâhı, Babil’in zühali, çobanların gökteki arkadaşı. Aşık Mahsuni’nin kara yağız yiğitleri, Cemal Süreya’nın gurbetliği, Cem’in kadehi, Alper Tüydeş’in objektifinden gördüğümüz leylekle yarenlik eden Adem Amca’dır bizim sürdüğümüz izler ve en son Çıkrıkçılar yokuşunda görülmüştür.

Gerçekte İlhan Berk geçmemiştir o yokuştan. Bu yüzden demiştir buradan bir İlhan Berk geçti diye. Bir tür sahtekarlıktır yaptığı. Ece Temelkuran’ın enternasyonel kadehinde ancak Oğuz Atay’ın alegoride gizlenen zehri bulunur. Yusuf Atılgan’ın Camus’tan bozma aylak yabancısında bizden bir iz hiç yoktur. Orhan Pamuk’un yapaylığı, Elif Şafak’ın Türkçesizliği, Yekta Kopan’ın açımlamaları zaten evlerden ırak. Bizim bildiğimiz iz Demirtaş Ceyhun’un teslim olmayan namusunu taşır. Demirin üzerindeki karınca izi mührümüzdür, görür görmez anlarız.

YORUM EKLE