Dış Politikada Ne Yapıyoruz?

İktidarın uyguladığı dış politika, attığı ve atmadığı adımlar sürekli tartışılıyor.

Bazı durumlarda ise bu tartışma oldukça alevleniyor.

Bazı durumlar derken, Türkiye ve Rusya’nın karşı karşıya geldiği alanlar ve Türkiye ve ABD’nin karşı karşıya geldiği alanlar olarak ikiye ayırabiliriz.

Rusya - Ukrayna gerilimi ve içeride yaşanan tartışmalar bunun son örneği.

Hatta en güzel örnek de diyebiliriz.

Çünkü Rusya – Ukrayna değil Rusya - ABD gerilimi var yani  Türkiye – Rusya ve Türkiye – ABD karşılaşmalarının kesişim kümesi.

Bir yandan Rusya ile adım adım iyi ilişkiler geliştiriliyor.

S-400 alımı ve başka savunma sanayi işbirliği sinyalleri, Suriye ve Libya’da sorunların masada çözümü ve sahada işbirliği buna örnek gösterilebilir.

Diğer yandan “geleceğimizi Avrupa’da görüyoruz” gibi Batı’ya bağlılık ifadeleri ya da NATO güzellemeleri, ABD ile ortak hareket etme gibi tamamen ters yönde açıklamalar var.

Haliyle bunları görenlerin kafasında soru işaretleri oluşuyor.

Bir çeşit denge politikası mı uygulanmaya çalışılıyor?

Yoksa dış politikada yalpalama mı söz konusu?

Bana göre hem ikisi de doğru hem de ikisi de yanlış.

Nasıl mı?

Aslında bütün bunlar içeride devam eden bilek güreşinin kimi zaman denge politikasını kimi zaman da yalpalamayı andıran etkiler yaratmasından ibaret.

Türkiye Batı’dan kopuyor ve buna koşut olarak Avrasya’da ittifaklar ve hareket alanı buluyor.

Fakat bu devam eden bir süreç.

Sonuçlanıp sonuçlanmayacağı ya da ne kadar süreceği belirsiz.

Batı’dan kopmak ve Avrasya’da yeni işbirliği yaratmak Türkiye için jeopolitik bir zorunluluk.

Bunu başaramazsa yaşama şansı yok.

Batı Türkiye’yi  kendine bağlı tutup parçalamak, bunu yapamıyorsa da mümkün olduğunca yaralı olarak kopmasını sağlamak istiyor.

Fiilen Avrasya ile beraberiz ama resmen Atlantik ittifakındayız.

Çelişkilerle dolu bir geçiş süreci içindeyiz.

Geçeceğiz ya da geçemeyeceğiz.

Geçmeye çalıştığımız yerde hazır bir yapı veya ittifak yok.

İlişkiler ilmek ilmek dokunuyor.

İşimiz kolay değil.

Mücadele yani bilek güreşi de bu koşullarda devam ediyor.

Bilek güreşinin yarattığı denge ve yalpalama durumlarına iktidar taraftarı ya da muhalif gözlüğü ile bakınca kimisi ustaca yürütülen bir denge politikası kimisi de yalpalama ve U dönüşü hazırlığı olarak yorumluyor.

Jeopolitik ve Türk Milletinin ve devletinin yaşama refleksi bizi nereden nereye getirdi bir düşünelim.

Bir zamanlar Annan planı ile Kıbrıs’ı teslim etme noktasındaydık, şimdi iki devletli çözümü savunuyoruz. Talat gitti, Akıncı gitti, Tatar geldi.

Karabağ işgal edilirken kılını kıpırdat(a)mayan bir Türkiye vardı. Türkiye - Ermenistan maçı girişinde Azerbaycan bayraklarını toplayıp çöpe atan bir Türkiye vardı. Bugün Azerbaycan ordusunu eğiten, modern silahlar sağlayan ve Karabağ’ın kurtarılması sırasında gerektiğinde tüm gücü ile onun yanında olmaya hazır olduğunu beyan etmiş bir Türkiye var.

Bir zamanlar Suriye’den yüz elli bin mülteci gelirse BM müdahale eder hesapları yapan, ABD ile beraber hareket eden Türkiye varken bugün Suriye’de IŞİD ve ABD’nin kara gücüne karşı operasyonlar yapan Türkiye var.

Bir zamanlar terörü “açılım” ile çözmeye çalışan, taviz üstüne taviz veren Türkiye vardı; bugün terörü silahla bitirmek üzere olan Türkiye var.

Tekrar edeyim; Türkiye’de büyük bir mücadele var.

Batı’dan kopma ve tam bağımsız Türkiye mücadelesi.

Görünen yani iktidar muhalefet safaşmasına göre baktığınızda bunu göremezsiniz.

Gerçek yani Atlantik – Türkiye saflaşmasına göre baktığınızda görebilirsiniz.

Bu mücadele çerçevesinde;

Olumlu olan kazandığımız bir mevzidir.

Olumluyu cebimize atıp koruyacağız.

Olumsuzu gördüğümüzde de bunu düzeltmeye çalışacağız.

Mücadelenin tam bağımsız Türkiye için yapıldığını nereden bilebiliriz?

Mücadeleyi dayatan jeopolitiktir, gerçekleştirecek enerji ise Türk Milletinin ve devletinin yaşama refleksidir. Önümüzde tam bağımsız Türkiye dışında bir hayatta kalma seçeneği yoktur.

Türk milleti bunu başaracaktır.

Buna yürekten inanıyorum.

YORUM EKLE

banner205

banner204