Dudu

İki çocuğun kafasını yaran Satılmış, obada bir büyük kavganın da ateşini yaktı. Niye... Kafası yarılan çocukların aileleri itibarlıydı. Hatıplar derlerdi bu sülaleye. Dip dedelerine büyük saygı vardı Yerliyayla' da. Çünkü O, uzunca süre ilim tahsil etmiş, oturduğu kalktığı yeri bilen bir ulu kişiymiş. "Guru gönü bile yörüdür, cansız cesede can virir, gurt ağzı bağlar, yütüğü bulur, boyük bir evliyadır." diyen halk onun ağzından kötü bir söz duymamış. Hayır öğütlüymüş. Odası varmış. Fakir halinde sofra kurar, sofra kaldırırmış. Gelin görün ki, ondan gelenler, işi çığrından çıkarmışlar. Hatıbın hatıplığı sadece efsane olarak kalmış.

Kalabalıktı hatıplar. Variyetleri yerindeydi. Bir zamanlar köyde bulunan otuz beşlikler onlara aitti. Köyde hergi onlar eder, sapı onlar çeker, harmanı onlar sürüp savururdu. Kuşakları para doluydu. Arazileri verimliydi. Çocukları da kendileri gibi guvalgaçtı. Malları ayrı yayılır, istedikleri su gözüne varıp iğde dürterlerdi. Seçimlerde koltuklarına aldıklarını muhtar yaparlar, korucuyu, azaları belirlerdi. Kazadan, vilayetten geleni eve çağırıp, yedirir içirirlerdi. Hele birinin duvarında İsmet Paşa' yla çekilmiş fotoğraf bile asılıydı. Bir iki de yalancı şahitleri vardı. Yalancı şahitlerin karılarına sulanmaktan geri durmazlar, bu yolla onları avuçlarının içinde tutarlardı. Çekindiklerini yemlemeye çalışırlar, "emmi oğlu, dayı oğlu, bibim gızı" muhabbeti içinde işlerini yürütürlerdi. Aileleri dışında kolay kolay kimseye kız vermezler, başka ailelerden kız almazlardı. Kendi içlerinde zaman zaman kavga etseler de bir küçük gürültüde bir araya gelirler, derlenip toparlarlardı. Çünkü akildaneleri çok akıllıydı. Bir yandan Başıbozuk, Yüzbir gibi  köylere yatırım yapıyorlardı bir yandan obaya. Emirhüseyinoğulları ile bir türlü barışamadılar. Araları hep nane limon oldu. Zaman zaman kaleyi içten feht etmeye çalışsalar da başaramadılar.

Eşref, bunlara karşı hep mesafeli dururdu. Onlar da Eşref' e değip dokunmazlardı. Bilirlerdi ki Eşref, dokuz toklunun doğmadığı yerden ön kağnı otu yoldururdu. Hani gündüz külahlı, gece silahlı derler ya... Çekinirlerdi Eşref' ten. Çünkü Eşref, hep dolu gezerdi. Aç ölen öldürülüp Eşref cezaevine girince adeta bayram yapmışlardı. Velakin gelin görün ki, hevesleri kursaklarında kaldı.

Çocuk kavgası bardağı taşıran damlaydı.

"Ceylan, ben Kamışlı' ya gidiyom. Hınzır donuzlar batırmıştır tarlayı. Varıp bi belleyim hele. Şu çit kırmayı uzat gıı. Adam boyu ekin var. Bi de biçip galdırsak hayırlısıyla."

"Eşiref, tikkatli ol gurban olduğum. Oteğün Başıbozuk' ta garı parçamış donuzlar. Otuz beşlikten inacağam neyim dime. Giç de galma, gaylalanıyom soğra. Satılmış' ta ekmek, aş yimiyo sen olmayınca. Ağşama toyga bişecağam. Teze suvannan bek eyi olur. Pindir suyu da gatarım ağnadın mı gıı."

"Ben de geliyim aga. Bağa ne ben de geliyim."

Eşref, Satılmış' ı azıttı. Bi desdi aldı. Şeytan tahtasına sıkı sıkı bağladı. "Bungüldekten doldururum." diye düşündü. Çifteyi omzuna geçirdi, fişekliği beline kuşanıp kontağa bastı.

Yerliyayla köyü kıraç bir yerdir esas olarak. Kumsal bir arazi yapısı vardır. Bozkır boydan boya uzar gider. Köyün önündeki çevirmelerde üç beş kavak, üç beş erik, elma, zerdali ağacı... Çaya aşağı biraz bağ, kavaklık... Kavaklıklar arasındaki iğdelerin ne meyvesi olur ne gölgesi. Karşı tepelerde tek tük meşe vardır. Alıç, dağ eriği, yemişen. Bolca yavşan, sığır kuyruğu, geven... Tarlaları güney batı yönündedir. Öküz varken önemli bir kısmı ekilen toprağın dağlık, taşlık olduğunu görürsünüz. İyi ekin verdiği, verimli olduğu söylenen arazinin önemli bir kısmı şimdilerde ekilmemektedir. Sığırcık, bağırtlak, keklik, serçe boldur. Sert eser rüzgarı. Öyle serttir ki o rüzgar, havaya savurduğu kum tanelerini saçma gibi çarpar insanın suratına suratına. Kışı Sibirya gibi buz, yazı Afrika gibi kavurucudur.

"Eşiref sağ sağlim gesse baylım. Bi yandan dürzüler, öte yandan donuzlar. Satılmış, bi yanna gaybolma. Gözümün oğönden getme bi yire. Bak agana dirim haaa! Yağlı yımırtadan omaç yin mi, yapıyım mı, kölesi oluvirdiğim?"

"Olur ana, bi yire getmem, damın ardında ev yapcağam."

"Gordün mü, oküz olacak dana geder çengel buynuzlu sureğân yanna yatarımış. Ev yapacak Satılmış' ım, ev bark neyim yapacak."

Hoşlandı bu vaziyetten Ceylan gelin. İki yumurta kırıp bol tereyağlı bir omaç hazırladı. Topçuk gibi bir dürüm dürdü. Dürümü uzatırken içinden, "Şehirliler canının gıymatını biliyor canım. Toktur nası istemesin Ceylan gelinin yağından..." düşüncesini geçirdi.

Satılmış, tek çocuktu. Evde oynayacağı bebe olmayınca obaya aşağı iner, emsallarıyla çelik çomak, saklambaç, evcilik oynardı. Zira obadakiler emmisi, dayısıydı. Obada çok sevilirdi. Yaşlısı genci "emmi emmi" diye şaşar, "Eşiref' in tek oğlan gıı, o yimesin de kim yisin, kelaaz." diyenlerin kimi eline yağlı  yumurtalı dürüm dürer, kimi üzerine toz şeker serpilmiş tere yağlı mayalı uzatırdı.

Ceylan gelin, işe dalınca obaya aşağı inmeye karar verdi Satılmış.

"Aha orda la."

"Gaçmadan yakalıyak. Kafa nası yarılırmış gorsün."

"Susun lan duyacak soğra..."

"Lan oğlum uyuz it gimi bakınsana. Altına sıçmış zavallı."

Satılmış' ı kıstırdılar. Biri taşı atınca kafası kanadı. Kanı görünce korktular, kaçtılar. Kirli Fadime baktı, koştu. Satılmış' a sarıldı. Elini yüzünü yudurdu. Elinden tutup yürüdü.

"Ceylannnn, Ceylan gııı. Nirdesin Ceylan? Ceylannnn Ceylan..."

"Gelivirdim Fadimena gelivirdim. Yıktın ortalığı gıı. Zorun ne ağnamadım ki!"

Söylenerek dışarı çıkan Ceylan gelin tek oğlunu öyle görünce, "Vıy başıma gelenler, gonşular bakın hele, oy başıma gelenler... Adağanan çırağanan bulduğum Satılmış' ım. Anan kulun kolen ossun."

"Kafasını daşınan ezmişler anam. Gurtulmaz diyollar."

"Eşiref, öldürür bacım, kökünü gazar onnarın. Gan göğdeyi gotürüvirr. Aç olen Ürüstem' e acıdı mı gıı..."

"Yok anam yok bebe bilik işi dağal. Böyükleri döğmüş el gadar bebeyi, gorüyon mu?"

Kayanın altı zingir zingir oynuyordu. Kimi astı kimi kesti. Kimi vurdu, kimi kırdı. Kimi seyir için çıktı kaşa, kimi acıdığı için vurdu garip başa.

Eşref, Kamışlı' dan çıktı, elini kulağına attı. "Gurttan olan gurt yavrısı gurt olur..."

Tutmadı.

"İçim gazındı. El gadar ekmek goyuvirmiyor kör olmıyasıca. Bilmez ki, dağdakinin işini bi allah bilir, bi de Eşiref..."

Desdiyi dikti tepesine. Bağrına aşağı akıta akıta bir su içti.

"Irahmatlık anam ossa gızardı, suyu iştahlı içdin dir, canımı burnumdan getirirdi." diye geçirdi içinden.

Yazıdaki fiyi yokladı. "Ağarmış! Bi haftaya biçilir. Turpanı dişeyim. Eee, ırgatlık geldi çattı. Haydi Eşiref oğlan haydi rasgele..." dedi belli belirsiz.

O saatlerde Satılmış içini çeke çeke ağlarken sedirin başında uyuyakaldı. Ceylan gelin, geldi gitti yokladı oğlanı.

Eşref, Yerliyayla düzünü aştı. İkindi okunurken attan yukarı bastı gaza.

Köye girerken yarım kafa çıktı önüne.

"Eşiref emmi, biliyon mu, Satılmış' ı döğdüler. Kafası gıpgırmızı gan oldu. Baygın baygın yatıyo, gurtulmaz diyollar..."

Eşref, deli divane oldu. Yerliyayla başına yıkıldı. Gaza basayım derken frene bastı. Okulun önünde oturanlara selam vermeden cirit atar gibi bir hırsla eve vardı.

"Ceylaaannnn, Ceylan..."

Kulağı seste olan Ceylan, suçlu kendisiymiş gibi dışarı çıktı.

"Nirde Satılmış nirde? Kim döğmüş? Nası döğmüş..."

Ceylan ağzını bile açmadan, Eşref köyün içine doğru yürüdü.

Yerliyayla köyünün yerleşimi dağınıktır. Aşağıdan düz çıkarken yukarıya doğru, sol baştan başlar evler. Köyün içinden sağa kıvrılır. Yay gibi iner çevirmelere doğru. İki obada iki çeşme vardır, ikişer kornalı. Adam bacağı gibi su fışkırır kornalardan. Hem içilir bu su, hem arpalıkları, çevirmeleri sular.

Yüzü kireç gibi solan Eşref' in dudakları seğriyordu. İki dirhem bir çekirdek sövüp sayarken ana avrat, öteki obanın çeşmesine varmadan önüne ilk çıkan, Satılmış' ın bir iki gün önce kafasını yardığı bir bebeye adam akıllı bir şaplak vurdu.

Bu bir meydan okumaydı.

Çukur Ali yetişti. Hasımların Hasan, Sarı Veli, Deli Memet, Kel Fadime yetişti.

Emirhüseyinoğulları tek yumruk olmuştu. Köyün ortasında dönüp durdular. Bir Allah' ın kulu çıkamadı dışarı.

"Evinize gidin agalar, çocuk gavgası dağal mi anam, yarın gene oynallar. Gan göğdeyi götürmesin. Dos vaaar düşman var. Yirliyayla utanmasın." dedi Esme ana. "Kelaaz varın evinize gidin..."

Deli Memet, yürüdü. Emirhüseyinoğulları yürüdü. Satılmış' a baktılar. Eşref, iki dirhem bir çekirdek.

Sofraya oturmadı bile Eşref. Gaşın ucuna bir minder attı, pislendi durdu.

Sarı Veli, çaktırmadan Eşref' in oradan geldi geçti bir iki kere.

Uyukladı Eşref. Ceylan gelin işi gücü tuttu, Satılmış' ın yanına sokuldu uyuyakaldı.

"Gozer, galbır... İrisi de bulunur incesi de... Elekci geldi elekci..." seslerini rüya sanan Ceylan gelin, alacakaranlıkta doğruldu yerinden. Dışarıdan gelen tık tık sesleriyle iyice meraklandı. Gözleri Eşref' i aradı, içi cız etti.

Evliğin kapısını aralayınca gördü ki, Eşref tırpan dişiyor, çingen karısı Burunsuz Satı omzundaki kasnaklarla köyü dört dönüyor.

"Sefa geldin Satı abıla. Zabah zabah hayr ola gııı..."

"Ceylannnn, bebe bilik ağşamdan beri aç sifil gıı. Akkız ana, yağ, pindir, guru diri doyururdu bebeleri. Sen onun gelini değel misin? Eşiref sen gonuş laaa..."

Ceylan, Eşref' e baktı almaz almaz. Saatlerce örsü, çekici arayıp zar zor bulan Eşref, Ceylan' a baktı. Kaynanası geldi aklına Ceylan' ın. Rahmet okudu. Gitti bir kelle penir, bir topak yağ, iki büküm yufka, sekiz on yumurta getirdi. Burunsuz Satı, "Allah daha çok virsin, bereketi artsın, yiğidin ömrü uzun, duğunü güzün olsun." dedi.

Ceylan, sevindi. Hiç konuşmadan çay içtiler. Eşref, kalktı bidondan mazot çekti, depoyu doldurdu. Miskin miskin dolaştı evin etrafında. Kalktı bağa gitti.

"Yığmanın tepeye konan çingenler de kim var ki acep. Ala Yaşar, İreyit, Sabri, Dilber garı... Varıp Burunsuz Satı' ya iki dakılıyım. Belki dabanca neyim tırampa iderim."

"Ooo, Çukur Ali orda. Tilki orda. Kara Mahmut, Cinni orda. Sümüklü, Öğsüz, Bekir ağa orda..."

"Sefa geldiniz ağalar."

"Hoş gördük Eşiref, nirdesin gözümüz yollarda galdı ağam."

Uzatılan bir tas şarabı dipledi Eşref. Ocaktaki tavuğun kokusu burnunun direğini çeldi. Hasımların Hasan' ı eve yolladı, "Ceylan eyi bi ferik dutsun."

Yerliyayla' nın bebeleri fır dönüyordu çingene çadırlarının etrafında. Sanki şenlik vardı obada.

Satılmış' ta geldi. Daha üç gün önce sünnet olan bebenin gözü en güzel çingeneyi arıyordu.

"Dudu!"

"Şu çirkin, şu sümüklü, bu saçaklı, şu şu şu..." derken vaz geçti. "Dudu gelmemiş ellaham..."

Eşref, çok düşkündü Satılmış' a. Nasıl olmasın ki, tek oğlan, tek çocuk. Hemi babasının adı. Bazen baba derdi ona, "Sen benim oğlumsun, ben senin oğlunum. Sağa Ala Yaşar' ın Dudu' yu alacağam. İsmetpaşa' nın yarısı onun..."

Ceylan gelin feriği tuttu. Bir topak yağ daha sardı. Bir ileğen bulgur doldurdu. İki büküm de yufka dürdü.

"Hasan, böğön cuma ağşamı, götür de yisinler, gayınnamın, gaynatamın ossun."

Hummalı bir akşamdı. Ateşler yandı. Yer gök aydınlandı. Şarap tasları döndü durdu. Çukur Ali, tabancaya asıldı. Deli Memet, İreyit, Sabri durur mu?

"Bir gozel sevdim de, burnu hızmalı
Ağ banizli yanakları cızmalı
Saçları belikli, oynak mı oynak
Böyle bir geline nasıl gızmalı..."

İreyit,

"Çankırı' dan çıktım kolum kırıldı
Emmim, dayım ayak vurdu darıldı
Babam yol vermedi, anam ağlıyor
Bebeler de getme diyi sarıldı..."

Burunsuz Satı, Ala Yaşar' ın Dilber içlendi. Kel Fadime, "Bizim deli içmiş gene boğön zabah olmaz." dedi. Ceylan gelin, unuttu derdi, kederi. "Eşiref, Eşiref' imm!"

O gece, Yerliyayla düzü inim inim inledi. Gecenin ağırlığı yüreklere taş gibi oturdu. Eşref, elli gayma  üste alarak çift kırmayı trampa etti.

"Ceylan ben fin biçmeye gidecağam. Bi azzık sar hele. Dağdakının işini Allah bilir."

"Bereketli ossun gurban olduğum. İşin hayr gessin."

İki bazlama yerleştirdi azık torbasına, domates, yeşil soğan, peynir koydu. Bir kavanoz yoğurt doldurdu. Uzattı.

Satılmış balkonda, uyanmaya çalışırken, iyi bir osurdu.

Eşref Ceylan' a, Ceylan Eşref' e baktı. Utanmasın diye ses etmediler.

Eşref, fiy biçmeye gitti. Karşı meşeliklerden gelen keklik sesi arasında yayık yaymaya başladı Ceylan gelin. Kızgın gün yakıp kavuruyordu Yerliyayla' yı.

"Bu ısıcak hayra alamet dağal dirdi Akkız anam. Bismillah, hayr ossun işallah." dedi, Ali İmran süresinden bir kaç ayet okudu.

Satılmış, rüzgârın sürüklediği gazete parçasını eline aldı. Sağa sola çevirdi. Cinayet haberini okudu yarım yamalak. Sonra donu görünen karıya takıldı gözü.

"Dudu!" dedi, "Dudum benim!"

Oysa Eşref, tırpan sallıyordu sıcağa aldırmadan. Şura ağarmış bura ağarmamış derken günün direk olduğunu fark etti. Gitti destenin altındaki testiden buz gibi bir su içti. Önünden kayan yılanı görünce irkildi, "Bismillah!" dedi. "Get be hınzır çek get. Şah, Şahmeran aşkına..." Usandı. Satılmış' ın büyüdüğünü hayal etti. Eline bir tırpan verdi sanki, arkalı önlü biçmeye başladılar.

Gün devriliyordu. Eve geldi.

"Garp tarafı kızılca gıyamat Ceylan. Satılmış nirde gıı."

"Geldin mi, gurban olduğum. Ahha burda evlikte gazte neyim bakıyo."

Daraldı Eşref. Motorun şeytan tahtasından buzağılar için biçtiği fiyle karışık otu indirdi. Ahırın kapısını araladı. Otu buzağıların önüne yaydı. Samanlığa göz attı. Saman bol.

"Tüh, dünağan cingannarın eşşeklerine bir torba vireydim keşke."

Obalalılar dağılınca birbirine girdi çingeneler. Şarap, Yerliyayla şarabı başlarını döndürmüştü anlaşılan.

Çadır değnekleri havada uçuştu. Oysa iki gün önce Başıbozuk' ta bir araya gelmişler, kırk yıllık hasreti bitirmişlerdi. Sarılmışlar, ağlaşmışlar, koklaşıp elli günlü olmuşlardı.

"Babayım ağzına sıçarım." dedi, Ala Yaşar' ın Dilber, öz kardeşi İreyit' e. O da, "Ben de senin cingan anayın götüne çakarım..."

"Amannn, dur hele Dilbar, İreyit dur hele loo...."

"Ne duracağam bokunu yidiğim. Yatacak yiri yok, yidiği harem söylediği yalan."

Göç göç oldu, göç yollara dizildi sabaha karşı. Bir kısmı yumaklı düze aşağı inip Yüzbir' e yürüdü, bir kısmı borukluğüneye doğru. Bebeleri heybe gözüne tıkıp eşeklerin sırtına attılar. Kadınlar yaya, erkekler yaya yola revan oldular.

Yerliyayla horul horul uyuyordu.

Büyük bir gürültüyle sıçradılar yerlerinden. Ceylan gelin, Satılmış' a sarıldı, "missimillaha" dedi

Aman yarabbi neydi ki o! Yer yerinden oynuyor, bir büyük gürültü içinde toprak  titriyordu. Aşık Arif' in sattığı masallardaki yedi gözlü dev geliyor sandılar. Sarı öküzü arı soktu dediler.

Deli Memet' in sesi serinlikte cin gibiydi. "Eskerde de olduydu. Başçavuş böğön dışrada yatacağaz. Goğoş yıkılır Allah itmiye, hepimiz ölürük." didiydi diye bağırmaya başladı. Satılmış aynı yer gibi tir tir titriyordu.

Muhtar dellal bağırttı.

"Duyduk duymadık dimeyin gonşular. Böyük zelzele oldu. Kimse içerde uyumasın. Dışarda yatılacak dışarda. Malî melalı da avlıya sürün."

Eve zar zor girdiler. Yatak yorgan çıkardılar. Duvarın tam dibine serdiler, çünkü Yerliyayla' nın ayazı temmuzda, ağustosta  insanın iflağını keser, dahası sidikliğini durdururdu. Oysa ev gağşasa tam üstlerine devrilecek.

"İnsannar azdı gardaşlık. Gıyamat geliyo gıyamat."

"Başımıza daş yağacak, hatir de galmadı, gonül de emmi oğlu. Garı, gız cöllük geziyo."

"Allah böyükdür Eşiref, tasa itme yeğenim."

Bir iki saat sonra gök yere indi. Şimşekler çakıyor, şakırtılar kulakları patlatıyordu. Yer göğe kavuştu sanki. Yerliyaylalılar panik içindeydi.

"Gorüyon mu Ceylan, fin karın boku olur. Eşşek kafam iki gun daha duramadım. Ne fin varıdı gıı. Getti emeklerim, getti. Hemi biliyon mu, ekinneri de yasar yatırır. Bi avıç bi şiy giçmez elimize. Emme de ekin varıdı gıı."

"Eşiref, aç dağalik, açıkda dağalik gurban olduğum. Çektiğin gaylaya bak gıı. Unumuz var, bulgurumuz var. Aç ölen gimi husalanıp durma oğlanın onü süre..."

Çay coştu. Göğ dere hoşur hoşur, Karaçallığı yaladı.

Çaresiz içeri girdiler. 

YORUM EKLE

banner205

banner204