İlk Veda

Siz; sizi siz yapan sevdiklerinize ve yurdunuza, onlar varken kaç yaşında veda ettiniz?  İşte 2020 Temmuz ayında Çin’de gösterilen ve başarıyla Sincan bölgesindeki Uygurların ikilemini anlatan bu film %30 gişe hasılatıyla gösterildi. TRT 2 ise 25 Nisan gecesi başarılı film eleştirmenleri Alin Taşcıyan ve Mehmet Açar’ın hoş sohbeti ile bizlere ulaştı. Bir budun bilimci olarak merakla seyrettim. Filmde çocukları Kuçar’da etkileyen köy-kent, Türkçe-Çince, tarım-sanayi emekçiliği, gençlik-yaşlılık, evde bakım-huzurevi ikilemi “belgesel sinema” şeklinde anlatılıyor. Baş oyuncular ise İsa Yasan, abisi Musa Yasan, arkadaşı rolünde Kalbinur Rahmati ve onun küçük erkek kardeşi Alinaz Rahmati kendi isimleriyle başarılı bir oyunculuk sergiliyor. Sade onlar mı, tüm köy ahalisi kendini oynuyor. Eşsiz ve iç ısıtan, renk uyumlu doğa sahneleri, yöresel kaval-ney, ut müziği eşlik ediyor. Aile ve komşuluk ilişkileri geleneksel olarak Türkiye’den bildiğimiz gibi.

ÖYKÜ

Kendisi de köyden kente göçmenin sancılarını yaşamış olan genç yönetmen Wang Lina Çin Milli Eğitiminin altında yatan sorunları tatlı bir dille anlatıyor. İlginç olan köydeki ilk okulda derslerin Uygur Türkçesi ile yapılması, Çince’nin ise ikinci dil olarak olarak öğretilmesi. Yasan ailesi hayvancılıkla, Rahmati ailesi ise pamuk tarımıyla uğraşıyor. İsa ve Musa’nın babası yaşlı ama anneleri ise hem yaşlı hem de İsa’nın bakımına muhtaç. Geniş aile düzeninden çekirdek aileye geçişte İsa’nın yanında ona yardım edecek teyze, amca gibi büyükler, kardeşler ve yeğenler yok. Musa’nın şehre gitmesine izin verilmesinden tutun da İsa’nın annesinin huzur evinde bakılmasına kadar bütün kararı ihtiyarlar meclisi veriyor. Onlar geleneklerini ve tarımı sürdürecek olan çocuklarını kaybetmek istemiyorlarsa da Uygur Türkçesi yanında Mandarin dilinin de öğrenilmesinin iş bulmakta ve çağın yaşamına uyum sağlamak içinde şart olduğunu biliyorlar. İsa’ya göre bir çözüm var aslında, o da hiç Mandarin öğrenmeden kendi köylerinde kalıp yaşamak mı acaba? Yaşlı kadınlardan birisi, eskiden hastane dahil heryerde Uygurca konuşulurdu ama şimdi görevliler Mandarince konuşuyor diyerek, ülke çapında yarı zoraki yarı gönüllü kültürel bir bütünleşmeyi anlatıyor. Çocuklar Uygur Türkçesine yabancı bir dili öğrenmekteki zorluğun farkında olsalar bile bu dili öğretme şeklinin ve öğretmenlerin tutumunun örseleyici tarafları da gösteriliyor. Çocuklar ne demek olduğunu anlamadan Mandarin dilinde cümle kalıplarını tekrar ediyor. Okumasını bilen Kalbinur, bir yandan çubuklarla bir kaseden tel makarna yerken, yemek sofrasında bunları tekrar ediyor. Okula henüz gitmeyen küçük kardeşi Alinaz bunları papağan gibi tekrar ediyor. İşte Uygur türkülerinden ve masallarında ışık yılı kadar uzakta olan Klasik Çin Şiiri ödevini yapmaya çalışıyor. Derken okula geç kalınca arkadaşları önünde öğretmeni onu azarlıyor. Edebiyattan 71, Matematikten 66 alırken Çince’ceden 20,5 aldığı açin veli toplantısında ayağa kaldırılıp yargılıyor. Sadece o değil, annesi de ayağa kaldırılıp bu durumda ne yapması gerektiği soruluyor: “Daha sert davranmalıyım, siz de sert davranın” diyor öğretmene çaresiz. O sahneyi resim derslerinin çocukça resimleri takip ediyor filmde. Abisi şehre gittikten sonra İsanın yalnızlığı yansıyor ekrana. Ona bir de kardeşiyle birlikte ağlaya ağlaya şehre götürülen Kalbinur ekleniyor.  Sulu sepken yağarken eşek üstünde İsa çok sevdiği keçi yavrusunun kaybolduğunu acıyla fark ediyor. Bir türkü çığrılıyor: “Hoş bir ses doğayı döver…Kiçik pencere vardır…Köy yolunda…kuşlar uçar sürüyle…Ay ışığı sızarken pencereden”. Yönetmen filmde çocuk şarkılarından, ninnilere ve türkülere kadar zengin Uygur şiirinden ve müziğinden de örnekler veriyor.  Dil ve inanç birliğinin yanısıra çocuk sevgisi, kendi çocuğu kadar başkasının çocuğunu da koruma, kollama, doyurma gibi toplumsal davranışlara yer verilen bu film aynı zamanda dünyadaki Türk toplumları  arasındaki adet, gelenek ve görenek birliğini de gözler önüne seriyor. Bir çocuk en iyi hangi şartlarda yetiştirilmeli ve eğitilmelidir sorusunu soruyor seyirciye. 

ÖDÜLLER

İngilizce adıyla “A First Farewell” filminin arkasında Tencent gibi dev medya kuruluşu ile merkezi Sezuan’da olan EMEİ film stüdyosu var. Ama İlk veda karşımıza Hollywood, MGM, Marvel Comics gibi piyasacı dev filmler gibi değil; şiddet içermeyen, bilgilendiren, özlediğimiz bir toplumsal gerçekçilik filmi olarak çıkıyor. İçinde “basmakalıp öğeler yerine insancıllık, propaganda yerine şiirlerle anlatım barındırıyor. Çocukların üzüntü veren şartlarını gösterirken, onların doğal oyunculukları ve zengin betimleyici insan ilişkileri sahneleri ile Çin sansürü aşılıyor” (1).  Bay Wang Lina film festivallerinde Berlinale, Tokyo ve Hong Kong film festivallerinde ödüller kazanıyor.  Bütün bunları TRT 2’deki “Film Önünde” dinlerken, eleştirici Mehmet Açar filmi “Antropolojik” diye niteliyor ve beni can evimden vuruyor.

YORUM EKLE

banner205

banner204