İyimser Bir Kahraman: 'Lozan'ın Öncüsü Prof. Ahmet Selahattin Bey'

Kahramanlar hep iyimser midir? Okuduğum yaşamöykülerinin bu soruya verdiği yanıt: istisnasız evet. Ahmet Selahattin Bey’in iyimserliği, Haldun Taner’in anlatımıyla, “o günün karanlığını, yarının güneşi ile delen bir iyimserliktir.” Yani güneş yârin doğacak. O, bunu biliyor. İnanıyor değil. Biliyor.
Sorulabilir Ahmet Selahattin Bey neden iyimser? Onun ki dayanaksız bir duygu ya da anlayış değil. Bir hukukçu, bilim insanı… Dünyanın, alt üst olduğunu görüyor. Memleketinin koşullarını biliyor, milletini tanıyor. Evet, İstanbul işgal altında… Koyu bir karanlık yaşanıyor. Fakat kısa süre önce Çanakkale’de büyük bir zafer kazanılmış. Bir imparatorluk geçmişine sahip, yenilgiler yaşasa da zaferler de kazanan bu millet, köleliği asla kabul etmeyecektir. İşte bu nedenle Ahmet Selahattin Bey, güneşin er geç doğacağını adı gibi biliyor.
O, yalnızca hukuk alanında çalışan, gençleri yetiştiren bir hoca değil. Gazete yazılarıyla, konuşmalarıyla da halkı uyaran, ona bilgi, güven veren, iyimserlik aşılayan bir aydındır. İstanbul’da Yunanistan’ın İzmir’i işgalini protesto eden mitingler yapılıyor. Bu mitinglerin ilki, 19 Mayıs 1919 günü Fatih’te gerçekleşiyor. Bu ilk mitingi düzenleyenlerin başındaki ad; Ahmet Selahattin Bey’dir.   Halka şöyle sesleniyor: 
“Mademki dünyada bir Türk milleti vardır, mademki Türk milletinin de yüreğinde bugün gördüğümüz ateşli duygu vardır, bu günümüzü tehdit eden bütün felaketlere karşın geleceğimizin güvenlik altında olduğunu gösterir.”
Günümüzde kullanılan askeri rütbeye göre Kurmay Albay İbrahim Muhittin Bey ile Asiye Hanım’ın oğlu Ahmet Selahattin Bey, 1878 yılında Üsküdar’da doğuyor. Çok çalışkan ve milliyetperver bir genç olarak 1900 yılında Mülkiye’den mezun oluyor. Altı yıl Düyunu Umumiye’de görev yapıyor. Özel çabasıyla ve Fransa’dan getirttiği mesleki kitap ve dergilerle hukuk-ı düvel (devletler hukuku) alanında kendini yetiştiriyor. Uzmanlaşıyor. Bu çabası karşılık buluyor. 1908 yılında Darülfünun’da hukuk-ı düvel dersleri vermeye başlıyor. (İstanbul Hukuk Fakültesi’nde devletler hukuku) 1910’da okul müdürü, bugünkü karşılığıyla fakülte dekanı oluyor. Türk kızlarının Darülfünun’da okuyabilmeleri için verdiği mücadelede başarılı oluyor.
Haldun Taner’in verdiği bilgiye göre Ahmet Selahattin Bey:
 “Alçakgönüllü, ihtirassız, tokgözlü, çalışkan ve üniversiteyi çok seven genç bir profesördür. (…) Müttefiklerin azgın iştahı yurdumuzu bölme planını önce sinsi sinsi, sonra açıktan açığa gerçekleştirmeye başlayınca ve İstanbul aydınlarının ödlekçe, uyuşukça teslimiyet havası İstanbul’un üstüne büsbütün sindikçe, yazgısı Ahmet Selahattin’i alır, Türk istiklal davasının ilk bilimsel ve hukuki savunucusu yapar.
“Bu aşırı alçakgönüllü, gösterişten hiç mi hiç hoşlanmayan, bu hep sesiz sedasız kendi kozasını ören adam o zaman birden bire bir aslan kesilir. Derslerinde gençleri bu yüz karası teslimiyete karşı coşturmaktadır. Bilimsel sağlamlığına hiç helal getirmediği soğukkanlı mantığına şimdi yurtseverliğin ve emperyalist istilanın yüzsüzlüğüne karşı isyanının coşkusu da eklenmiştir. Her dersi bir heyecan kasırgası gibi dalga dalga genç bilinçleri uyandırmaktadır.”
Manda Karşıtı İlk Aydınlardan
Ahmet Selahattin Bey, milletine güvenmeyen aydınlarının manda yönetimini savunduğu o günlerde, bu teze şiddetle karşı çıkıyor. Vakit gazetesinde bu doğrultuda makaleler yazıyor. Vakit gazetesi sahibi Mehmet Asım (Us), onun için: “Memleketimizin namusunu silahla değil, fakat kalemle savunan bir komutan” değerlendirmesini yapıyor. 
Prof. Dr. Meray da Ahmet Selahattin Bey’i:  “Hak bildiği yolda yalnız da olsa başı dik, tökezlemeden, sözünü esirgemeden, ölümüne dek kişiliğini koruyarak yürümesini becermiş bir kişi” olarak betimliyor.  
1960’ta İstanbul Üniversitesi Rektörü olan hocaların hocası Ord. Prof. Dr. Sıddık Sami Onar, hukuk eğitiminde hocası olan Ahmet Selahattin Bey’in Saltanat Şûrası’nda, Padişah’a “Artık ‘Şûra-yı Saltanat’ toplamanın zamanı çoktan geçmiştir. Devir, ‘Şûra-yı Millet’ toplama devridir” dediğini anlatıyor. 
Ahmet Selahattin Bey, 31 Mayıs 1919 tarihli Vakit gazetesinde, “Himaye ve Vekâlet Cereyanları” başlıklı makalesinde, Osmanlı’nın imparatorluk birikimine ve Çanakkale’deki direnişine dikkat çekiyor. Mandayı savunanlara karşı çıkıyor. Egemenlik ya vardır ya da yoktur, diyor: 
“Altı yüzyılı geçen bir zamandan beri dünyanın üç kıtasında şimdikinin beş katı sınıra ve nüfusa eylemli olarak egemen bulunan ve bunları buyruğu altında tutan bir devletin bağımsızlığını, içimizden kim ve ne hakla fedaya ya da yeniden sınırlama ve kısıtlamaya istekli olabilir?” 
“Bağımsızlık bir bütündür, ya vardır ya yoktur. Yoksa devletin kimliği sona ermiş, ortadan kalkmış demektir. (…) Çanakkale’yi savunanlara bu zillet (alçalış) yaraşmaz.” 
Ahmet Selahattin Bey makalesini; milletlerin bağımsızlık için ayağa kalktığı bir dönemde, hiçbir şey yapmamanın bile, manda istemekten daha hayırlı olabileceğini belirterek tamamlıyor:
“Türkiye’nin bağımsızlığını yitirmesine varacak herhangi bir mandayı ve koruyuculuğu kendiliğimizden istemek şöyle dursun, bu yolda bir sözleşmeyi zorla bile imza etmektense, savaşanlar arasında hiçbir hukuksal bağ kurmayarak dünyada hazırlandığı sezilen ulusal devrimlerin, sosyal ve ekonomik kavgaların sonunda görünecek tanrısal adaletin ortaya çıkaracaklarını beklemek daha hayırlıdır.” 
Ahmet Selahattin Bey’in 1919 yılında Vakit gazetesinde yer alan yazıları Lozan görüşmeleri sürerken kitap haline getirilerek, 1923’te İstanbul’da basılıyor. Prof. Dr. Seha L. Meray, kahramanımızın bu yazılarını, günümüz Türkçesine çevirerek : “Lozan'ın Bir Öncüsü Prof. Ahmet Selahattin Bey (1878 - 1920)”, adıyla 1976 yılında Türk Tarih Kurumu’nca yayımlanmasını sağlıyor.
Meray, Devletler hukuku profesörü ve "Lozan Barış Konferansı Tutanaklar-Belgeler”ini, Türkçeye çevirmiş, bir Lozan uzmanı. Yani “Lozan” konusunu çok iyi bilen bir bilim insanı. Meray’ın açıklamasına göre Ahmet Selahattin Bey’in devletler hukuku alanındaki makaleleri vb. çalışmaları Lozan’a giden delegelerimiz için önemli bir dayanak ve bilgi kaynağı olmuştur. 
“Memleketin Bu Durumunda, Asıl Yazamazsam Ölürüm”
Haldun Taner göre, “Özenle yetiştirdiği dokuz yüz öğrencisinin Çanakkale’de, Sarıkamış’ta canlarını yurda feda etmiş olması, Ahmet Selahattin’in en büyük üzüntüsüdür. Bunu hiç unutamamaktadır.” Taner bu düşüncenin Ahmet Selahattin Bey’e, önemli bir sorumluluk yüklediği yorumunu yapıyor:
 “Onlara bu aşkı aşılayan bir hoca olarak, bu yurda can borcunu vermenin işte şimdi tam zamanıdır. Geçirdiği ikinci bir kalp krizinden sonra, hâlâ yatağına kalem kâğıt alıp, yeni bir makale yazdığını görünce dostu ve doktoru Prof. Dr. Akil Muhtar’ın ‘Allah’ını seversen istirahat et, durumun ciddi, Selahattin Bey, Yazarsan ölürsün’ uyarısı üzerine, krizinden sonra renklenmiş yanakları ile ‘Memleketin bu durumunda, asıl yazamazsam ölürüm’ der. Burada bir kişi, gerçekçi sağduyuyu, öbürü ise tarihi yazgısının gereğini dile getirmektedir. 
“Bana bunu bizzat Akil Muhtar anlatmıştır. 
“Ahmet Selahattin, Kurtuluş Savaşı’nı ve zaferi göremeden gözlerini dünyaya kapar.
“Öldüğünde 42 yaşındadır ve cebinden yalnız yetmiş beş kuruş çıkmıştır.”
Haldun Taner yazısını, yanıtını kendi verdiği bir soruyla bitiriyor: “Bütün bu ayrıntıları nereden mi biliyorum?
“Kendisi babamdır da ondan…”
Taner’in vermediği ek bir bilgi: Ahmet Selahattin Bey’in dosyalarının arasından “Heyet-i Temsiliye adına, Mustafa Kemal” imzalı milletvekilliğini kutlayan bir telgraf çıkıyor.
Haldun Taner, böyle kahraman bir babası olduğu için haklı olarak gururlanıyor. Bizler de 20 Ocak 1920 günü kaybettiğimiz Ahmet Selahattin Bey gibi pek çok kahramana sahip olduğumuz için bir ulus olarak gururluyuz. Bazı aydınlar Mustafa Kemal Atatürk’ün yalnız olduğunu yazarlar, söylerler. Tarih, anılar tüm yazılanlar bunun tam tersini ispatlıyor. Atatürk, uzak görüşlülük, birikim, durumu tahlil yeteneği, cesaret, zekâ ve birçok niteliğiyle üstündü ama asla tek başına değildi. O, iyimser kahramanların en önündeydi. 

Kaynaklar:
Haldun Taner, Ölürse Ten Ölür/Canlar Ölesi Değil, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 2021, s.70-77.
Vecdi Seviğ, Gazeteci/Yazar, 28 Ekim 2020, Cumhuriyet.
Seha L. Meray, Lozan'ın Bir Öncüsü Prof. Ahmet Selahattin Bey (1878 - 1920), TTK Türk Tarih Kurumu, 2020, Ankara.     
 
 

YORUM EKLE