Kafkasya’nın Kalesi Azerbaycan

Kafkasya’nın kalesi Azerbaycan, tarihin şeref sayfalarında yerini almıştır. Diliyle, kültürüyle, şiiriyle, destanıyla, sanatıyla ne denli güçlü bir millet olduğunu da kanıtlamıştır. Mahnılarında, türkülerinde, şiirinde kederle sevinç iç içe geçer. Zulme boyun eğmeyen güçlü bir karakteri temsil ettikleri için hüznü sevinçle, coşkuyla birleştirmeyi başarmışlardır. Türkülerini dinlediğinizde gözünüz yaşarırken birden bir yaşama sevinci, aşk doldurur içinizi. Biz de kardeşimize sesleniriz yürekten:

Kafkasya’nın kahramanı
Tarihten aldın bu sanı
Artık söylen mahnıları
Öz kardaşım Azerbaycan! (Meliha ÜNLÜ)

Bu gün, can kardeşimizi Azerbaycan’ın bağımsızlık günü. En az sizler kadar bizim de sevinç pınarları gürül gürül akıyor içimizde. Bir gurur, bir heyecan sorma gitsin. Neden mi?

Türkiye – Azerbaycan iki öz kardeş gibidir. Hem kan bağıyla hem kültür hem tarih bağıyla birbirine kenetlenmiştir. Bunun için tarih boyunca özellikle zor günde, eli kanda bile olsa birbirinin yardımına koşmuştur. Âşıklar,  aynı sazın telinde ağlamış, aynı sazın telinde coşmuş, turnaları aynı sazın telinde selamlamışlar. Kısacası, acısı bir sevinci birdir bu iki büyük devletin. 

Zaman zaman dış güçlerin zoruyla dostlukları zincirlenmek istense de kırıp atmışlar bu zinciri. Aynı dil atlasında yetişen şairler, kardeşinden ayrı düşmenin verdiği özlemi, yürek çarpıntısını yaşamışlar. Kavuşmanın coşkusunu, heyecanını da yaşamışlar elbet. Bunu en iyi, birebir yaşayan şairlerden öğreniyoruz. 1961’de Türkiye’ye gelen Bahtiyar VAHAP-ZADE’den dinleyelim bu coşkuyu:

Dedemin, babamın ve amcalarımın ağzından Türkiye hiç düzmezdi. Ben şimdi soyumdan gelen arzuların hayallerin ülkesi olan Türkiye’ye gidiyorum. Sabah erkenden kalkıp tıraş oldum. Otuz beş yıldır hasretini çektiğim, ismini zaman zaman andığımda bütün bedenimi titreten, koluma kuvvet, ayağıma takat, gözlerime ışık veren bir şehre, İstanbul’a, gidiyorum.”

Bahtiyar VAHAP-ZADE şöyle devam ediyor: “Ümitgâhım, önünde boyun eğdiğim, zorla elimden alınan adımın sahibi, namusumun, izzet ve şerefimin koruyucusu, gören gözüm, vuran kolum, düşünen beynim, yardımcım, dayanağım, bayrağım, kaybettiğim tarihim, geçmişim, ana dilim, şerefim hepsi sendedir”.

T.C. mührü bile şairi duygulandırır: “Ben sana kurban olayım, ey benim cumhuriyetim, ey benim benden uzak vatanım! Benim için yanan ve bana elini uzatamayan vatanım! İzin belgesinin üzerindeki mührü döne döne öpüyorum.” Nasıl heyecanlanmasın büyük şair, bu iki büyük devletin, bir ananın iki oğlu olduğunu bilir:

Bir ananın iki oğlu
Bir ağacın iki kolu
O da ulu, bu da ulu
Azerbaycan-Türkiye
Dinimiz bir, diliniz bir
(Bahtiyar VAHAPZADE)

Her ikisi de acıda kederde birbirine koşmuş, yaralarını sarmak için seferber olmuştur. 2001’de yaşanan Azerbaycan - İran gerginliğinde kardeşine desteğini esirgemeyen Türk uçaklarını Azerbaycan semalarında gören Bahtiyar VAHAP-ZADE bu kez de gözyaşları içinde şöyle seslenir:

(…)
“Onlar Bakü semasında
Yürek şekli resmettiler
Dediler ki, sizinledir
Daim bizim yüreğimiz
Her aşkımız, dileğimiz.”

(…)

Türkiye sevgisi, yalnız VAHAP-ZADE’nin değil, Azerbaycanlı şairlerin çoğunun dizelerini süsler.  Halil Rıza ULUTÜRK: “Söyle hardandı sende bu metanet, bu kudret?”, Hüseyin CAVİT: “Türkoğlu sözünden dönmez / Mahvolur da sürüklenmez”,  Sabir RÜSTEMHANLI: “Bir ucundan o ucuna /Evimde gezer kimi gezdim”, Abdullah SAİK: “Şu vatanın öksüzleri, gelinleri, dulları Gözyaşıyla sulamış bütün geçtiğimiz yolları”, Ahmet CEVAT: “Çırpınırdın Karadeniz / bakıp Türk’ün bayrağına”.

Bu gün biz de coşkuluyuz, mutluyuz. Bugün biz de gururluyuz Can Azerbaycan. Karabağ’ın işgalinde gözyaşı döken ve kurtuluşunu görmeden ölen yüreği yaralı büyüğümüz kadın şair Dilbazi’ye şöyle sesleniyoruz:

Elin düşmüştü ya özden aralı
Yaran sarılmıştır dağlar maralı 
Şuşa, Karabağ azad olmuştur                                                 
Bahar sevincini duyar olmuştur
Şehit mezarında açanda güller
Dağlar ovalara selam durmuştur.  (Meliha ÜNLÜ)

YORUM EKLE

banner205

banner204