Olağan Can Sıkıntısı

;Bugün çok sıkıcı ve yaygın bir insan durumu hakkında görüş bildireceğim. Can sıkıntısı. Bizim için geçmek bilmeyen, ama evrenin yaşına bakıldığında bir an bile sürmeyecek uzunlukta bir zaman diliminde bizi yakalayan ve olumsuz ruh hallerine yol açan bir süreç. Can sıkıntısı sonrasındaki üzüntü ise, katlanmak zorunda kalınan psikolojik durumdur.

Türk Dil Kurumu “sıkıntı” kelimesini “işsizlik, tekdüzelik, bezginlik vb sebeplerden doğan ruhsal yorgunluk, cefa, eziyet” olarak tanımlıyor. Benim burada bahsedeceğim can sıkıntısı ise yapacak bir şey bulamamaktan kaynaklanan can sıkıntısı değil; olayların gidişatının veya söylenen sözlerin, hutbelerin, doğrudan ve gerçekten sapmasının insanda yarattığı ruh bunalmasından ibarettir.

Son zamanlarda bu tür bir can sıkıntısına ülkemizde özellikle Atatürk devrimlerine içten bağlı, vatansever kesimde sık rastlanır oldu. Etkiye karşılık tepki olarak kendini gösteriyor ve belirsiz bir süreç boyunca da devam edecek gibi duruyor.

Canınız sık sık çok sıkılıyorsa bu halen, sizin bu vatan ve millet için çarpan ve düşünen bir kalbiniz ve beyniniz olduğu anlamına geliyor.

Genelinde dünyanın, özelinde Türkiye’nin içinden geçmekte olduğu siyasi, iktisadi, beşeri durumlar, yol ayrımları, ihanetler insanda bu can sıkıntılarına yol açmaktadır.

Biri konuşur. Doğruları konuşmaz: çok kızarsınız, umudunuz uçuverir, kendinizi dünyada yapayalnız hissedersiniz, başvuracak merciler kördür, sağırdır. Yapılacak işlemleri yapamazsınız. Size sadece “ canı çok fazla sıkılmak” kalır. Can sıkıntısı imdadınıza yetişir ve canınız çok sıkılır.

Günlük yaşamda, dünyada ve ülkemizde o kadar çok sorunla karşılaşıyoruz ki ruhunuz çaresizlikten “esgeç boş ver, esgeç boş ver” derken; beyin yarımküreleriniz “asla vazgeçme bu senin ve çocuklarının geleceği” diyor. Ülke sorunlarına duyarlı biri iseniz sürekli diken üstünde oturmak, bazı bürokratların haddini aşan konuşmalarını, demeçlerini dinlemek zorunda kalırsınız. İşte böyle zamanlarda canınız çok sıkılır.

İyimser bir bakış açısı ile, anlaşılan o ki can sıkıntısı her devirde oldu ve olacaktır. Çünkü dünya sürekli bir şekilde yıkılıp yeniden kurulmaktadır. Yoksa arkeologlar dünyanın dört tarafında eski uygarlıklara ait binlerce paha biçilmez buluntuyu iğne uçlarıyla kazıyıp gözler önüne sermezlerdi.

Aynı şekilde toplumların en saygın kesimleri arasında bulunması gereken şairler ki şiiri; “bir çağrışımı, bir gölgesi, hatta bir rengi ve tadı olan sözcüklerle güzel biçimler kurma sanatıdır” olarak tanımlarlar. İşte onlar da sıkılıyor ve duygularını satırlara döküyorlar.

Şair Ahmet Telli’den “Ömrüm Diyorum” şiiri

Üzgün bir çocuğun yalnızlığı

Kadar saydam kalabilseydim

Ömrüm derdim ömrüm nasıl da

Dolu geçmiştir ölebilirim artık

Ölüm hiç de ürkünç gelmiyor

Yaşanmışsa tüm yaşanacaklar

Acı yitiriyor anlamını ve renkler

Kül oluyor körleşirken gökboşluğu

Bu dünya dünya mıdır hani

Bildiğimiz o yamyam küresi

Ki apis öküzlerinin çekip durduğu

Bir cansıkıntısıydı önceleri

Hantal ve gürültücü bir tehdit

Gibi düşüyorken üstümüze

Alaycı bir gülüş takılıyor yalnız

Dudaklarımın hüzün kıvamına

Ömrüm diyorum şimdi ömrüm

Üzgün bir çocuksun sen ve yalnız

Öyle kal çünkü bu dünyada

Sana en çok mutsuzluk yakışıyor.

YORUM EKLE