Ölüm Üzerine

Yaşam ölümün ertelenmesidir. Mezarlıkların girişinde “Her nefis ölümü tadacaktır” yazar. Ama diğer bir tümce de “Her ölüm erken ölümdür” der.

Sevdiklerimizin, değer verdiklerimizin veya değerli olanların yani bu dünyada evrensel ölçüler temel alındığında, artı değer yaratmış kişilerin ölümü bizde derin acılar yaratır.  Omuzlarımıza bir yük asılır da asılır. Böyle zamanlarda Sabahattin Ali’nin dizesiyle  “ Gönlüm dağlarda bunalır” . 

Bazen ölüm ansızın gelir. Yaşanacak umut dolu güzel yıllar beklenmektedir. Çok birikimli ve çok meziyetleriniz vardır. Ülkenize hizmet için yanıp tutuşuyorsunuzdur. İşte bu tür ölüm erken ölümdür. Sevenlere çok acı verir.

Bazen ölüm çok istenir. Hasta çok acı çekmektedir. Bu dünyada çoktandır yaşamaktadır. Yapılacak bir şey kalmamıştır. Böyle durumlarda ölüm kurtarıcıdır.

Bazen ölünün geride bıraktıkları kişiler de ölen kadar mezara girerler. Bu mecazi anlamda bir mezardır. Bunlar şehit analarıdır.  “Kadınlar savaşın yaşayan şehitleridir” dedi bir Azerbaycanlı kadın.  Zülfiye Güneş hanım, Azerbaycan Savaş gazisi Kadınlara Sosyal yardım birliği Türkiye şube başkanı imiş. Cumhuriyet Kadınları Derneği tarafından düzenlenen “Azerbaycan’ın vatansever kadınları” etkinliğinde söylediği bu tümce beni derinden etkiledi ve üzdü.

Bazen ölüm ansızın ve topluca gelir. Bir sallantı ve ne olduğunu bile anlayamadan toplu infaz. Binalar, caddeler, köprüler hiçbir şey kalmaz sağlam olarak. Kimse kimseye yardım edemez. Yardım ancak komşu kentlerden gelir. İç ve dış yıkımı iyileştirme on yıllarca sürer. Kurtulabilenler için artık hiçbir şey eskisi gibi olmaz, olamaz.

Bazen ölüm sizin dışınızda gelişir. Bu ölümde sizin hiç suçunuz yoktur. Siz kurbansınızdır. Anne babanızın dikkatsizliği, bir sapık veya bir cani ile rastgele bir karşılaşma sizi yaşamdan koparır. Öyle küçüksünüzdür ki öldüğünüzün bilincine bile varamazsınız. Geride hüzün veren güzel çocuk gözleriniz veya kıvırcık saçlarınız kalır. Ya da yetişkin ama katiller karşısında yeteri kadar güçlü olamazsınız. Sonuçta size rağmen sizi katlederler. Geride acı veren yaşam öyküleri, soruşturmalar, mahkeme salonları, duruşmalar… kalır.

Bazen çoğunluğu yaşatabilmek için ölümü siz seçersiniz ve çarpışa çarpışa gidersiniz bilinmeze. Böyle durumlarda bazen ebedi istirahatgahınız toplu mezar bile olabilir. Sizi yıllar sonra, Bosna Hersek’te olduğu  gibi gözü yaşlı akrabalarınız DNA analizleriyle arayarak bulabilir ancak.

Zamansız ölümlerdir insanı en çok üzen. Ama bu yaşamı biz yaratmadık. Bize düşen doğayı olduğu gibi kabullenebilmek, her acı ölümün ardından gözlerimizi silip kaldığımız yerden tekrar başlayabilmektir.  Her şeye rağmen. Ta ki biz de gidene kadar.

Yaşamanın kuralı budur biz istemesek de. Yapabildiğimiz ise ölüm üzerine iki şiir seçebilmektir. İki güzel şiir.

Beyaz Bir Gemidir, Behçet Aysan

sen bu şiiri okurken
ben belki başka bir şehirde olurum

kötü geçen bir güzü
ve umutsuz bir aşkı anlatan

rüzgarla savrulan
kağıt parçalarına
yazılmış

dağıtılmamış
bildiriler gibi

uzun bir yolculuğa hazırlanan
yalnız bir yolculuğa.

çünkü beyaz bir gemidir ölüm

siyah denizlerin hep
çağırdığı

batık bir gemi

sönmüş yıldızlar gibidir

yitik adreslere benzer
ölüm

yanık otlar gibi.

Sen bu şiiri okurken
ben belki başka bir şehirde
ölürüm.

Her Şey Uzaktadır, Ahmet Muhip Dıranas

Uzaktadır her şey; gökyüzü, deniz,

Her an peşimizden koşan gölgemiz,
Özlenen limanlar, yanan yıldızlar.
Uzaktadır her şey; anneler, kızlar…

Uzaktadır her şey, hep… yalnız ölüm,
Her yerde, her an yakınımız, ölüm.

YORUM EKLE

banner205

banner204