Emperyalizmin Kanatları Altındaki Bir Din Devleti: İsrail

Şanghay Üniversitesi Yüksek Lisans Öğrencisi Necati Demircan, İsrail'in Filistin'e yönelik saldırılarını yazdı.

Emperyalizmin Kanatları Altındaki Bir Din Devleti: İsrail

Şanghay Üniversitesi Yüksek Lisans Öğrencisi Necati Demircan, İsrail'in Filistin'e yönelik saldırılarını yazdı. 

İşte o yazı:

İsrail’in Filistinlilere kanlı saldırıları tüm mazlumların kalbinde derin bir yara açtı. Şu ana kadar İsrail’in sivilleri hedef alan saldırılarında, 31’i çocuk 119 Filistinli hayatını kaybetti. Bunun yanı sıra, İsrail polisinin Mescidi Aksa’da plastik mermiler ve ses bombalarıyla saldırı gerçekleştirdiği sırada İsrailli çılgın kalabalığın müzikler eşliğinde dans ederek “Kudüs Gününü” kutlaması ise İsrail’in ne derece vahşi bir devlet olduğunu gözler önüne serdi. İsrail’in bağımsızlığını ilan ettiği gün olan 14 Mayıs’ta kara operasyonlarını başlatmasıysa geçmişten bugüne bir hesaplaşmanın olduğunu kanıtladı. İsrail’in bu saldırganlığını anlamak için İsrail’in devlet oluşumunun merkezinde Siyonist amaçlarla kurulmuş bir dini devlet olduğu gerçeğini bulunmaktadır. Bu durum radikal İslami devlet rejimi kurmayı hedefleyen IŞID devlet zihniyetiyle İsrail arasında hiç bir fark bulunmadığını göstermektedir.
Halbuki Yahudiler–Müslümanlar yüzyıllarca bölgede çatışmadan uzak huzurlu bir şekilde birlikte yaşadılar. Yahudiler Avrupa’da Hristiyanlar tarafından anti-semitizm baskılarına maruz kaldıklarında Müslümanlara sığındılar. Hatta, Osmanlı Devletine sığınan Yahudiler ticari faaliyetleriyle zenginleştiler ve devlet içerinde servet sahibi bir sınıf oldular. Osmanlı vatandaşı Yahudiler Arapça abnaa al-balad (ülkenin oğulları/yerliler) veya yahud awlaad Arab (Arapların oğulları Yahudiler) olarak anıldılar. Fakat ne oldu da bu durum Yahudiler Müslümanlar arasında bir çatışmaya dönüştü.  

Dini Bir Devlet: Yahudi Devleti 
19. yüzyılda  Avrupa’da artan Yahudi düşmanlığı Siyonizm hareketinin doğmasını neden oldu. Theodor Herzl 1896 yılında yayınladığı “Yahudi Devleti/Der Judenstaat)” adlı kitabında Yahudilerin maruz kaldıkları zulümlerden ancak bir devlet kurarak çözülebileceğini belirtti. Herzl, Yahudi sorunun siyasi bir oluşum oluşturularak Yahudilik temelinde kurulacak bir ulus devlet fikri ortaya koydu. Herzl’in görüşleri Yahudiler arasında önemli bir etki yarattı ve Avrupa’da çeşitli dergi, gazetelerde aracılığıyla yayıldı. Hatta kitabı kısa sürede birçok dile çevrildi. Herzl, 1897 yılında İsviçre’de ilk Dünya Siyonist Teşkilatının toplantısının düzenlenmesini sağladı. Bu toplantıda bir Yahudi devleti kurulması için Yahudi milli şuurunun geliştirmesi gerektiği vurgulandı ve toprak satın almak içinse fon oluşturuldu. Devlet kurulması için Arjantin, Uganda, Kıbrıs, Filistin gibi seçenekler vardı. Özellikle İngiltere’ye bağlı koloni bölgeleri ve Tevrat’ta vadedilmiş topraklar olarak geçen Filistin masada duruyordu. Dünya Siyonizm teşkilatı toplantılarında Filistin dışındaki yerler kabul görmedi sadece geçici sığınma yerleri olarak benimsendi. Bunun en önemli nedeni Filistin’in Tevrat’ta geçiyor olmasında kaynaklandı. İsrail’in millet ve devlet tanımını oluşturan şeyin esasını Yahudilik dini oluşturdu.  

Emperyalizm Kanatları Altındaki İsrail: Emperyalist-Siyonist İşbirliği
Herzl, Yahudi devletinin kurulmasına ikna etmek için İngiliz devletiyle defalarca görüştü. Herzl ve Siyonizm teşkilatı dini sebepler ikili çıkarlar gereği özellikle Filistin’e odaklandı. Çünkü İngilizlerin Ortadoğu’daki varlığını arttırarak genişleyebileceklerinin farkına varmıştı. 1917 yılında bölgenin Osmanlı egemenliğinden İngiltere egemenliğine girmesiyle tüm her şey değişti. 1917 yılında İngiliz dışişleri sekreteri Sir Arthur James Balfour, Lord Rothschild’e gönderdiği mektupta İngiliz Hükümetinin Filistin’de Yahudi devletini desteklediği ve devletin kurulması için kolaylık sağlayacaklarını bildirdi. Böylelikle Emperyalist-Siyonist işbirliği bu şekilde kurulmuş oldu. Yahudiler İngiliz devleti tarafından desteklendi. 1936-1939 yılında Filistin’deki Araplar 3 yıl süren ilk örgütlü ayaklanma sonrasında 1 milyona yakın Filistinli yetişkin erkek nüfusunun yüzde 10'undan fazlası öldürüldü, yaralandı, hapsedildi veya sürgün edildi. 1936-39 yılındaki isyanlar sırasında Yahudiler askeri deneyim kazandılar ve 1936 yılında iki bin olan Yahudi polis sayısı 1939 yılında yirmi iki bine arttırıldı. Bu ayaklanma sonrası karışık mahalleler bir birinden ayrılarak iki topluluk çoğunluk olduğu bölgelerde yaşamaya başladı bu durum sosyal ilişkileri kopardı ve iki topluluğu bir birbirine yabancılaştırdı. 1946’da ABD üzerinde etkisini kullanan Siyonizm hareketi Yahudilerin Filistin’de serbestçe toprak almasını içerek yeni bir rapor yazılmasını sağladılar. Rapor 1947 yılında Birleşmiş Milletler genel kuruluna sunularak Filistin’in Araplar ile Yahudiler arasında paylaşılması konusunda oylandı. 1948 yılında İsrail’in bağımsızlığını ilan etmesi sonrasında başlayan ilk Arap-İsrail savaşında sırasında BM’nin savaşan taraflara silah ambargo kuralına rağmen emperyalistler Çekoslovakya üzerinden tank, uçak, silah ve cephane yardımı yaptılar. İsrail’in kuruluşuna kadar emperyalist devletler her türlü yardımı sağladılar. 
Bugün İsrail insanlığın gözleri önünde hem de Ramazan ayında Mescidi Aksa gibi bir kutsal mekanı basarken ve sivilleri öldürürken emperyalist çıkarları olanlar sessizliklerini koruyorlar. ABD ve diğer batılı emperyalist devletler İsrail’in yanındayız mesajını veriyorlar. Hatta ABD, BM’nin Filistin-İsrail çatışmasının azaltılması yönelik ortak açıklama yapılmasını engelliyor. Filistinlilerin kendine yönelik saldırılarına cevaben verdiği füze saldırılarını engelleyen Demir Kubbe hava savunma sistemine İsrail kendi bütçesinden para dahi harcamamıştır. ABD, Demir Kubbe hava savunma sistemi için hibeler sağlamış ve teknolojik paylaşımı programı kapsamına almıştı.  ABD Başkan Yardımcısı Kamala Harris geçtiğimiz aylarda Netanyahu ile gerçekleştirdiği telefon görüşmesinde İran'ın bölgeyi tehdit ettiğini, bölgesel güvenlik konularında işbirliği ve ortaklık konusunda çalışmaya devam edeceklerini belirttiler. Çünkü İsrail emperyalist devletlerinin Ortadoğu şubesi görevini üstlenir. Filistin, Lübnan, Mısır, Suriye, Irak gibi ülkelerle çatışmalarının ardında batılı emperyalist devletlerin Ortadoğu’daki çıkarlarının olduğu kadar İsrail’in korunup kollanması önemli yer edinir.

Mazlumlar Dünyası 
İsrail’i Batılı emperyalist devletler desteklerken Mazlumlar dünyası da Filistin’in safında yer almaktadır. Türkiye, İran, Pakistan, Mısır, Katar, Tunus, Rusya, Çin gibi emperyalistlerin hedefinde olan ülkeler çatışmanın sona ermesi için çağrıda bulundular ve Filistin’in yanında tavır aldılar. Emperyalist ve Siyonist saldırılar ancak mazlumların birliğiyle ve güçle sona erdirilebilir. Örneğin İran dini lideri Hamaney’in çağrısı çok yerinde “Siyonistler sadece güç dilinden anlar. O yüzden Filistinlilerin kendi güçlerini ve direnişlerini artırıp suçluları teslim olmaya ve zalim saldırılarını durdurmaya zorlamalılar”. Mazlumların birliği Suriye’de, Libya’da, Dağlık Karabağ’da sorunları çözdü. Bu birliğin Filistin-İsrail meselesinde alacağı kararlı tutum burada çatışmayı sonlandırır. 
Tarih boyunca İsrail’in güçlü bir devlet olarak kalması mümkün değildir. Emperyalist devletlerin de İsrail’i sonsuza dek korumaları mümkün değildir. İsrail’in bölgede barış ile yaşamayı öğrenmesi gerekiyor. İsrail’in teknolojik, ekonomik ve politik olarak etkisi olmasına rağmen nüfus, toprak bakımından minimal bir devlet olması da (Dünyada toplam 14,8 Milyon Yahudi bulunuyor)  bir diğer etkendir. Bu nedenle mazlumların birliği İsrail’i masaya oturtur ve aklı selim politikalara dönmeye teşvik eder.

Sonuç
Sorunun kaynağında dini radikallik ve Siyonist-Emperyalist işbirliği var. İsrail normal bir devlet olarak kabul edilemez. İsrail, Yahudilik üzerine kurulmuş bir din devletidir. Bu durum İsrail toplumunun düşünce yapısının ardında ciddi bir sorun yaratmaktadır. Müslüman değil diye kafa kesen İslami radikalizm ile Müslüman olduğu için onun ölmesinden zevk alan Hristiyan veya Yahudi radikalizmi arasında hiçbir fark yoktur. Fakat Batılı emperyalistler Müslümanların karşısında olan dini radikalizmi görmezden gelmelerine rağmen İran gibi bir çok Müslüman ülkeyi İslami radikalizm yaymakla suçluyor. Batılı emperyalistler her konuda olduğu gibi bu konuda da çifte standart sergiliyorlar. Onun da ötesinde İsrail’in bölgede ki Siyonist hedeflerinin yanı sıra emperyalistlerin her türlü çıkar ve politikalarına hizmet ediyor. İsrail’e karşı mücadele sadece Siyonizm ile mücadele değildir aynı zamanda emperyalizm ile mücadeledir. Bu durumda İsrail’in ardındaki ABD ve batının Suriye, İran, Lübnan, Filistin’i dizayn etmeye çalışan tüm politikalarıyla mücadele edilmesini gerektirir. Siyonist-Emperyalistlerin işbirliğiyle mücadele ancak Mazlum devletlerin-Avrasyacı işbirliğiyle sağlanabilir. Bölgede gerçek çözüm ve barış ancak mazlumların kurduğu bir masada sağlanabilir. 

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner205

banner204