Şehitler Ölmez

Yazan: Tuğba Acer Demir
(Bu yazının ilk kısmı hayali ürünüdür.)
Bu sefer soğuk değil, gürültüler uyandırmıştı onu. Soğuk odada taş zeminin üzerine serili ince şiltede, verdikleri battaniyeye sarılarak uyumaya alışmıştı. Her sabah soğukla uyanmaya alışmıştı. Kirden kaşınmaya alışmıştı. Aç kalmaya, susuz kalmaya, kötü yiyeceklere, hastalanmaya alışmıştı. Ama uyanınca sevdiklerini özlemeye kimse alışamıyordu. Gürültüler geliyordu, arada yer sarsılıyordu. Gülümsedi, ‘bizimkiler vuruyor herhalde’ dedi. Gurur duydu ülkesi ile, savaşan Mehmetçik ile. Küçük odayı paylaştığı arkadaşlarına baktı o loş ışıkta, onlar da anlamışlardı, gülümsüyorlardı. Gürültü yatışınca gelirdi kalleşler, hırslarını onlardan almaya. Olsun, gene de bu mutluluk içini coşku ile dolduruyordu. 
Yıllar olmuştu bu eziyetin içine çekileli: üç yıl mı, beş yıl mı, on yıl mı? Sayamamıştı. Bakımsızlık, açlık, soğuk önemli değildi de, dayak ve küfürler olmasa… O küfürler şahsına olsa sorun yok, ama canından çok sevdiği ülkesine, devletine olunca duramıyordu işte. Sonrası malum…  Bu şerefsizlerin elinde olmak canını acıtıyordu. Özlediklerini tekrar görebilme umudu olmasa, onların elinde olmaktansa ölmeyi yeğlerdi.
Bu sefer de sarsıntılar ve gürültüler bitince ayak sesleri duyuldu, bağırış, çağırış. Bu sefer kalabalıktılar ve bu sefer herkesi dışarı çıkardılar. ‘Gene yer değiştireceğiz galiba’ diye düşündü. Gözleri bağlandı gene. Bırakmadı kendini, bile bile zorlaştırdı işlerini. Bağırdılar, gülümsedi sadece. Kim bilir nasıl yakmıştı Mehmetçik canlarını. İte kaka götürdüler bir yere, geniş bir oda olmalıydı bu, bir yerlerden temiz hava geliyordu, meltemi hissetti yüzünde. Yere çöktürdüler onları. Yer değiştirirken birilerini bekliyorlarsa yaparlardı bazen. 
İlk silah sesi ile anladı. Önce sevdikleri geldi gözünün önüne, onları bir daha göremeyeceği. Gözünden bir yaş süzüldü. Sonra bu eziyetten kurtulacağını düşündü. Artık onun üzerinden ülkesine küfür edemeyeceklerdi, onu itip kakamayacaklardı. Artık huzura erecekti. Ama bu kadar kolay olmayacaktı. Ayağa fırladı. Görmüyordu, ama olsun. Kendini ses gelen her yöne fırlattı, onları duvarlara çarptı, canlarını yaktı, birbirlerini vurmalarını diledi. Yakaladılar onu, acımadılar ve sonra…
Bitmişti özlem, anasının, bacısının, sevdiğinin yanındaydı, yeğenlerine bakıyordu artık. Onları doyasıya seyretti. Onların iyi, sağlıklı olduklarını, güven içinde olduklarını gördü. Aklı onlarda kalmayacaktı. Yaklaştı sevdiklerine ‘Şehitler ölmez’ diye fısıldadı kulaklarına. ‘Merak etme beni, huzura erdim. Artık kurtuldum, mutluyum. Sen kendine iyi bak’ dedi. Öptü onları alınlarından. ‘Yapmam gerekenler var, vazife beni bekler’ dedi. Şehitler ölmez, görevleri vardır. Musallat olurlar kalleşlere, dar ederler hayatı onlara.  Mehmetçiğin kulağına yüreklendirici sözler ve yeri gelince de uyarıcı sözler fısıldarlar. Uğruna canlarını verdikleri topraklar için yaşamaya devam eder şehitler. Mutludurlar, huzurludurlar.
Hiç anlayamadım, bir insana nasıl kıyılır, bir can nasıl bir canavarlık ile alınır. Hiç bilemedim, Allah bildirmesin. Kendimi savunmak zorunda kalsam da can alabilir miyim? Bilmiyorum. Öyle bir an gelmeden de bilemem. Kıyamam gibi geliyor kimseye. Oysa bırak can almayı, nasıl bir kalleşliktir eli kolu bağlı bir masumu öldürmek? Kalleşlik ve korkaklık yan yana. Eli kolu bağlı birini öldürmenin korkaklığı, hem de gözüne bakmaya bile cesaret edemeden, arkadan vurmak. Ne vicdan varmış, ne yürek. 
Güneydoğu’da neler olduğunu anlamak için, zorunlu hizmet kuramda kuradaki tek güneydoğu ilini ilk sıraya yazdım. Ailem korktu, çevremdekiler sustu, beni tanıyanlar ise şaşırmadı. Sonuçta 1,5 sene Siirt’te kaldım, sordum onlara. Güneydoğu’da yaşayan bilir, oranın insanı kendisini korumak için gerçek düşüncelerini saklar. Ben açık yüreklilikle, önyargısız dinledim onları. Söylediklerinden, söylemediklerini anladım. Çakmak mahallesindeki (köylerden boşaltılıp şehre yerleşen Kürt halkının gecekondu mahallesi) hastaneye gelenleri gözlemledim, terör üyelerinin saldığı nefreti gördüm. 
Hepsini yazmayacağım, belki başka yazıya. Ama şu sonucu çıkardım: Teröre bahane edilen şartlar yoktu. Halk istediği kültürde yaşıyordu, kimse baskı altında değildi. Tek sorun yoksulluktu ki devlet de bunu gidermek için elinden geleni yapıyordu. Oysa PKK varlığını devam ettirmek için kandırıyor, nefret ve iftira ekiyordu. Bunun üç nedeni vardı: 1) Silahtan başka bir gücü olmayan ‘başkanlar’ güçlerini bırakmak istemiyorlardı. Silahı bırakırlarsa, ne iş bulabilir, para kazanabilirlerdi ne de emir verip uygulatacak güçleri olurdu. Silahı bırakırlarsa bir zavallı olacaklardı. İşte bu yüzden gariban gençleri kandırmaya devam ettiler. 2) Para akışı uyuşturucudan geliyordu. Kolay para, emek yok, para çok. Uyuşturucudan ölenler kimin umurunda, gençlerin sağlığı heba olmuş, aileler dağılmış, analar ağlamış kimin umurunda (zaten teröristler, vicdan yok ki). Onlar gelen paraya bakarlar. PKK silah bırakırsa kim böyle para kazanır ki? Dağa kaçırdıkları gençlere: “Sizin sayenizde bu mafya düzeni devam ediyor ve biz para kazanıyoruz. Sizi de öne sürüp tehlikeye atıyoruz. Çünkü gücü ve parayı bırakamıyoruz” diyemiyorlar tabii. Varsa yoksa safsata, nefret, ikilik, düşmanlık. Bırakmıyorlar ki gençler hayatını yaşasın, sevsin, sevilsin, ailesinin içi rahat etsin. Bağrı yanık Diyarbakır anneleri, nice zamandır her gün HDP Diyarbakır İl Başkanlığı’nın önünde, kandırılan çocuklarının dönüşünü bekliyorlar. 3) Amerika’nın desteği olmasa zaten dağılırlar. PKK’ya ‘kara gücüm’ diyecek yüzsüzlükteki ABD onları kullanacak, çıkarları için ateşe atacak. Onlar da ABD için savaşıp ölecekler. Neden? Para, güç ve silah ellerinden çıkmasın diye. Neden? Çünkü para ve silah olmadan güçleri yok, bir hiçler. 
Yukarıda saydıklarımda tabii ki ideoloji yok. Nasıl olsun? Bölge halkı ‘yeter artık, huzur istiyoruz, çocuklarımızı istiyoruz, işimize gücümüze bakmak istiyoruz’ diyor. Ama teröristler, çıkarlarına uymadığı için duymuyorlar. Neden duysunlar ki? Dertleri hiçbir zaman halk olmadı. Dertleri para ve güç oldu. 
HDP’ye gelince, lafa bakarsan o bölgeyi temsil ediyorlar. Oysa terörist cenazesine katılımdan başka ne yaptıklarını duydunuz? O bölgede kadın hakları ihlalleri var (kadınlar her sene çocuk doğurmaktan, eve kapatılmaktan, kötü beslenmeden yaşayan ölü gibi dolaşıyorlar), çocuk evlilikler var, çok eşlilik var, çocukların bakımsızlığı var, artmış çocuk ölümleri var, eğitimsizlik var, cahillik var, sağlık merkezlerine başvurmakta çekince var (terör örgütünün ektiği nefret tohumları yüzünden), işsizlik var, terör yüzünden köyden şehre göçen halkın sıkışmışlığı var (yaşlılar dönmek istiyor, gençler şehirde kalmak istiyor ama iş yok), liyakatsiz yöneticiler yüzünden tıkanan bürokrasi var, terör yüzünden aksayan yatırım sorunu var, vb. Dahası sayılabilir. HDP’den bu konularda tek bir laf duyduk mu? Kampanya başlattılar mı? Bir şeyleri düzelttiler mi? O zaman neden varlar? Çocukları kandırıp PKK’ya teslim etmek için mi? (Diyarbakır annelerini dinleyiniz)
Canım yanıyor, canım. Ölenlere, kandırılanlara, yok olan hayatlara… Canım yanıyor. 
 

YORUM EKLE
YORUMLAR
Ahmet Nas
Ahmet Nas - 2 hafta Önce

Elinize , yüreğinize, kaleminize sağlık.Çok güzel özetlemişsiniz olayı.

Bekir Karacavuş
Bekir Karacavuş - 2 hafta Önce

Yaşanmış ve halen hayatımızda yaşadıgımız acı gerçekleri özetle belirtiniz elınıze kaleminize saglık

banner205

banner204