Vatan Partisi'nden Gelecek Partisi’nin Medya Notu Sitesine Yanıt

Vatan Partisi, Gelecek Partisi’nin Medya Notu sitesinde yer alan açıklamalara yanıt verdi.

Vatan Partisi'nden Gelecek Partisi’nin Medya Notu Sitesine Yanıt

Ahmet Davutoğlu’na bağlı Medya Notu internet sitesinin Genel Yayın Yönetmeni Serhat Ramay, 4 Kasım 2020 günü Vatan Partisi’nin, Gelecek Partisi’yle ilgili açıklamasına yanıt olarak şu ifadeleri kullandı: “İpe sapa gelmez iddialarla Amerika’nın çok ses getiren RAND raporuna atıfta bulunan Perinçek medyası, o raporla Ahmet Davutoğlu arasında bağlantı kurmaya çalıştı. Belki Aydınlık ekibi ve Doğu Perinçek’in asıl isteği RAND raporunun yeniden ülkede popülerlik kazanması. Doğu Perinçek ve medyası RAND’ın Hulusi Akar’a iftiralarla dolu raporunun bugün yeniden tartışılmasını neden istiyor? Perinçek aslında Davutoğlu’nu eleştiriyor görünürken aslına Hulusi Akar’a operasyon mu çekiyor?” Bu mantık ve akıl dışı ifadelere yanıtımızı aşağıda sizlerin bilgisine sunuyoruz.

Öncelikle RAND raporuyla ilgili bazı önemli ön bilgileri paylaşmamız gerekiyor. Türkiye’nin 2020 yılının başından itibaren ekranlarda tartıştığı “Türkiye’nin Milliyetçi Rotası” başlıklı rapor, özet olarak yapılan çeviriyle Türkiye kamuoyu tarafından tartışılmaya başlandı. Raporun tam halini ilk olarak Vatan Partisi Genel Başkan Yardımcısı Serdar Üsküplü, 24 Haziran - 28 Haziran 2020 tarihleri arasında, Aydınlık gazetesinde 5 yazı dizisi halinde analiz etti. Türkiye, raporun içerisindeki bütün önemli ayrıntıları, raporun neden yazıldığını ve neden ciddiye alınması gerektiğini bu yazı dizinden öğrendi.

RAPORU YAZAN RAND CORPORATİON NEDİR?

Bütün dünyada “Gölge CIA” olarak bilinen RAND Corporation, dev bir istihbarat, güvenlik politikaları geliştirme ve operasyon kurumudur. 357 milyon dolarlık resmi bütçesi, % 84 oranında Pentagon, Amerikan Ordusu, Hava Kuvvetleri, Savunma Bakanlığı ve İç Güvenlik Bakanlığı tarafından karşılanmaktadır. 1950 çalışanı, 50 ülkeden gelen uzmanı, Amerika, İngiltere, Brüksel ve Avusturalya’da bulunan toplam dokuz merkeziyle RAND Amerikan Devleti’ne yön veren kurumlardan biridir. Resmi görev tanımı,  “Araştırma ve analiz yoluyla politika ve karar vermenin iyileştirilmesine yardımcı olmak” şeklindedir. Esas olarak Amerikan’ın karşısında hedef ülke kimse, RAND’ın eli oraya uzanır. CIA ajanları ve o ülkeden devşirilen uzmanlarla, ülkenin röntgeni çekilir ve raporlar hazırlanır. RAND raporları tahlil ve öngörüden ibaret değildir. Bunlar doğrultusunda, hedef ülkelerde Amerikan çıkarlarına en uyun kişi ve kurumlarla ilişkiye geçilir, işbirliği sağlanır ve mümkünse teslim alınır. O ülkenin başına geçmesi istenen lider veya parti için nasıl bir ortamın sağlanması gerekiyorsa, bunun projesini hazırlama görevi RAND’a aittir.

RAPORUN YAZARLARI

“Türkiye’nin Milliyetçi Rotası” başlıklı raporu hazırlayanlara baktığımızda karşımıza çıkan isimler, uzun süredir çalışmalarını Türkiye ayırmış isimler olduğunu görüyoruz. İçlerinden bazıları şunlar: 

Stephen J. Flanagan: İki kez ABD Ulusal Güvenlik Konseyi’nde görev almış, Amerikan Başkanlarına güvenlik danışmanlığı yapmış, yaklaşık kırk yıllık NATO deneyimi olan üst düzey istihbarat ve güvenlik yetkilisi.  Stephen Larrabee: RAND’ın Avrupa Güvenlik Bölümü Başkanıdır. ABD Ulusal Güvenlik Konseyi’nde Sovyetler-Doğu Avrupa ilişkilerinde uzman olarak görev yapmıştır. Anika Binnendijk:  ABD Dışişleri Bakanlığı’nda Politika Planlama Ofisinde görev almış, Pentagon’da Savunma Bakanlığı özel asistanlığı ve politik danışmanlık yapmıştır.

RAPORUN ANA MESAJI

Raporun başlığından da anlaşılacağı gibi Türkiye’nin özellikle 15 Temmuz sonrası gidişatı, ABD’nin gözünden çok tehlikeli görülüyor. Bu tehlike raporda yazıldığı ifadelerle ve özetle şöyle:

“Önümüzdeki beş ila on yıl boyunca Erdoğan, ABD ve diğer NATO müttefiklerinin çıkarlarına ters düşen iddialı dış politika ve savunma politikaları izleyecek. Rusya ve Çin’le yeni ilişkiler kurmaya odaklandı. Türkiye Avrasyacı oluyor. ABD, İncirlik askeri üsleriyle birlikte Türkiye’yi kaybetmeye hazır olmalı.”

Bu stratejik tespitin ardından RAND, “Türkiye’yi bu yoldan döndürmek” için olası en uygun senaryoyu “Yeniden Dirilen Demokrasi” adıyla şu şekilde tarif ediyor: “Bir muhalefet lideri veya koalisyon 2023’ten sonra Erdoğan’ı yenmeyi başarır; 2017 referandumunda onaylanan anayasa değişikliklerinin bazılarından geri döner ve daha Batı merkezli bir dış politika ve güvenlik politikasına geri döner. Bu, ABD ve Avrupa ile politik ve savunma işbirliğinin güçlenmesine yol açabilir.”

CHP, İYİ PARTİ VE HDP’YE BİÇİLEN GÖREV

RAND, “Erdoğan iktidarını yıkma” senaryosunu hayata geçirecek iktidar formülünü somutlaştırıyor. Şu saptama yapılıyor: “Bir koalisyon ortaya çıkar, Erdoğan ve AKP’yi 2023’ten sonra iktidardan söküp atabilirse, 2018 seçimlerinde NATO müttefikleri ve Avrupa Birliği ile ilişkileri canlandırmayı savunan siyasi programlar açıklayan önde gelen üç muhalefet partisinin daha uzlaşmacı bir yaklaşım göstermesi beklenebilir.”

MUHALEFET BLOKU TEK TEK SAYILIYOR

Daha açık nasıl söylenebilir? ABD, söz konusu muhalefet partilerini dost kuvvet olarak ilan ediyor ve düşman kuvvet olarak gördüğü Erdoğan iktidarına karşı “Arkanızdayım, birleşin ve 2023’te iktidarı yıkın” diyor. Peki yalnızca CHP, İYİ Parti ve HDP mi? Hayır. ABD muhalefet bloğunun genişlemesinden umutlu olduğunu rapora yansıtıyor. Raporun yayımlandığı tarih Ocak 2020 olduğuna göre, (yazılma aşaması 2020’ye girmeden olabilir) AK Parti’den kopan Ali Babacan, Abdullah Gül ve Davutoğlu’nun kimlerle parti kuracakları ve karşılıklarının ne olacağı o tarihte henüz net değil. Ama raporda, “Cumhurbaşkanlığında  partiler üstü bir politika benimsemişti” denilerek Abdullah Gül’e bir övgü var. Davutoğlu’nun da Gül ve Arınç’la birlikte AK Parti’den tasfiye edildiğinin altı çiziliyor. Daha önemlisi Ak Parti’nin tabanını parçalama rolünü üstlenecek yeni parti ihtiyacına işaret edilmesi. Raporda şöyle tanımlanıyor: 

“DİNDAR–LİBERAL-KÜRTÇÜ İTTİFAKI”

“Dindar muhafazakarların, liberallerin ve Kürtlerin koalisyonunu Özal’ın Anavatan Partisi’nde yaptığı gibi bir araya getirecek başka bir siyasi lider veya partinin ortaya çıkması” “Dindar–Liberal-Kürtçü İttifakının” Türkiye siyasetindeki somut karşılığını şöyle tarif edebiliriz: İhvancı, sivil anayasa(Türksüz anayasa) savunucusu ve PKK açılımı destekçisi. Bu raporun yazıldığı süreçte Gelecek Partisi için resmi başvuru yapılma aşamasındaydı. Davutoğlu’nun ve parti yöneticilerinin ilk günden bu zamana kadar açıklamalarına bakıldığında tarife uyduğunu söyleyebiliriz. Gelecek Partisi’nin baş örtüsü ve din temelinde ayrışmaları öne çıkarması, Kürtçe eğitim ve “sivil anayasa” talep etmesi; Davutoğlu’nun etnik temelde bir Meclis istemesi (2 Haziran 2020 – Independent Türkçe – Youtube), Genel Başkan Yardımcısı Vahdettin İnce’nin “Türk Milleti kimliği dayatmadır” demesi, (21 Mayıs 2020, Çağlar Cilara Youtube)… Gelecek Partisi Batman İl Başkanı’nın TSK’yı “Kürtleri katledecekti” diye suçlaması. ( 1 Kasım 2020 – Rudaw) Hepsi Amerikan tarifinine uygun bir partinin eyleme geçtiğini ortaya koyuyor. Öte yandan, Abdullah Gül’le yakın mesai içindeki Ali Babacan’ın partisi Deva’nın (o tarihte ismi yok) kurucularından Metin Gürcan’a RAND’ın raporunda 39 kez atıf yapılması da dikkate değer.

MİLLET İTTİFAKINI BİR ARADA TUTMA ENDİŞESİ

Raporda, muhalefetin birleştirilmesi konusunda şüphe duyulan nokta, 2019 seçiminde başarı elde eden Millet İttifakı’nın, İYİ Parti’nin yaklaşımı nedeniyle 2023’e kadar korunup korunamayacağı. Daha basitleştirirsek ABD, tabanı milliyetçi olan İYİ Parti ile HDP’yi daha ne kadar yan yana tutabileceğinden endişeli. (İYİ Parti’deki çalkantı düşünüldüğünde şüphenin haklı olduğu görüldü) Bu nedenle, Amerikancı muhalefetin “milliyetçi kanadında” eksilme veya kopma olmaması önemli… Diğer kritik konu da Dindar–Liberal-Kürtçülüğü çatısında birleştirecek bir partinin bu bloka eklenmesi. Kılıçdaroğlu’nun Gelecek ve Deva partilerinin kurulmasını canhıraş desteklemesi ve “Davutoğlu ve Babacan’la yüzde 99 aynıyız” demesi tam burada anlam kazanıyor. RAND’a göre muhalefet blokunun başarısının mihenk taşı CHP ve HDP’nin kader ortaklığı.  ABD, CHP – HDP işbirliğinin daha da derinleşmesi gerektiğini ama gelenekçi- milliyetçi CHP’liler yüzünden bunun sağlanamadığını saptıyor. Raporun yayımlanmasından çok kısa sonra dönemin HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, CHP’yi açık ittifaka davet etti.

BİDEN’IN ERDOĞAN’A SAVAŞ İLANI

Öte yandan RAND’daki bu perspektife tam uyan önemli bir açıklama ABD’nin muhtemel yeni Başkanı Joe Biden’dan Aralık 2019’da geldi. Biden da pervasızca Türkiye’de iktidar değişikliği istediklerini ve muhalefete yatırım yapacaklarını ilan etti: “Ama hâlâ, geçmişte yaptığım gibi, onlarla (muhalefet) doğrudan iletişimde olup, hâlâ var olan unsurlarını destekleyip onları Erdoğan'ı mağlup etmeleri için cesaretlendirebiliriz. Darbe ile değil, darbe ile değil, seçimle." Türkiye’deki muhalefet cephesinden ise buradaki misyonu net olarak reddeden bir beyanat gelmedi.

RAND RAPORUNDAKİ FİTNELER

Amerikan derin devletine bağlı RAND’ın, raporlarıyla yalnızca tahlil yapmadığını, yol gösterdiğini, yönlendirmeler yaptığını belirtmiştik. Raporun can alıcı özelliklerinden biri Türkiye gemisindeki kişi ve kurumlar arsına fitne sokma çabası. Zira Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, 16 Şubat 2020’de söz konusu raporun “Gölge CIA’nın Türkiye’ye Fitne raporu olduğunu” açıkladı. Ayrıca Vatan Partisi, 24 Şubat 2020’de “Uyarıyoruz Tuzak Var” başlıklı Merkez Yürütme Kurulu kararıyla RAND Corporation raporunda “İç cepheyi bölmek amacıyla tezgâhlanan fitne ve fesadı” ortaya koydu. Bu fitne girişimlerini Aydınlık’ta verildiği şekliyle başlıklar halinde şöyle sıralayabiliriz:   

  1. Türk Milleti içinde Türk ile Kürt arasına fitne
  2. Türkiye ile komşularımız arasına fitne
  3. Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Kemalistler arasına fitne
  4. Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Ordu arasına fitne
  5. Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Hulusi Akar arasına fitne
  6. Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Vatan Partisi arasına fitne

CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN İLE ORDU ARASINA FİTNE

Konumuzu ilgilendirdiği için “Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Ordu Arasına Fitne” ve “Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Hulusi Akar Arasına Fitne”ye mercek tutalım. RAND, 15 Temmuz darbe kakışmasını yapan FETÖ’cülerin ordudan temizlenmesini “TSK’nın zayıflaması” olarak sunuyor. Şöyle deniyor: “2016 yılında birçoğu ABD’de ileri düzeyde eğitim almış ve askeri dönüşüm çalışmalarına dahil olan 200 subayın tasfiye edilmesi modernizasyon çalışmalarını yavaşlatmıştır.” Devamında Deva Parti kurucusu Metin Gürcan’ın analiziyle (https://www.al-monitor.com/pulse/originals/2020/01/turkey-erdogan-ties-with-army-become-increasingly-personal.html  paralellik taşıyan şu iddia paylaşılıyor: “Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın TSK üzerindeki etkisi 2016 sonrasında arttı. Bu durum komuta zincirini karıştırdı, hizmet içi rekabeti artırdı ve subay heyetinin siyasallaşmasına yol açtı. Askeri liderlikteki olağandışı siyasal faaliyetler ve profesyonellikteki genel düşüş TSK’nın alt kademelerini yabancılaştırdı. Tasfiyeler ve askeri reformlar TSK'nın stratejik ve taktik kapasitesini, hazır bulunurluğunu ve moralini olumsuz etkiledi.” Fitne bununla da sınırlı değil, TSK’nın Erdoğan’a darbe yapabileceğini şu sözlerle ileri sürülüyor: “Orta düzeydeki subayların, komuta kademesinden son derece hayal kırıklığına uğradığı ve darbe sonrası devam eden tasfiyelerde hedef alınmaktan endişe duydukları bildiriliyor. Bu hoşnutsuzluk bir noktada başka bir darbe girişimine bile yol açabilir ve Erdoğan tehdidi ciddiye alıyor gibi görünüyor” TSK’yı düşünüyor gibi görünen bu yorum ve çözümlemeler üzerinden Türk askerine yönelik “güvensizlik” yayılmak isteniyor.

CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN İLE HULUSİ AKAR ARASINA FİTNE

Milli Savunma Bakanı Em. Org. Hulusi Akar hakkında yaratılmak istenen algı da şu: Akar’ın “ABD ve İsrail’e yakınlık duyduğu” algısı. Bu fitneyi inandırıcı kılmak için de Sayın Akar’ın Genelkurmay Başkanlığı sırasında görevi gereği, İsrail Genelkurmay Başkan Yardımcısıyla yaptığı görüşmeler hatırlatılıyor. Akar’ın ABD ve NATO’dan muhataplarıyla sık sık görüştüğü söylenerek fitne sürdürülüyor: “Hulusi Akar ABD ve diğer yabancı meslektaşları için kilit bir muhatap olarak kalmıştır. Kendisi bir süre daha Türkiye’nin savunma konularında etkili olmaya devam edecektir.” Akar, raporun yayılmasından kısa süre sonra verdiği bir röportajda fitnecilere şöyle meydan okudu: “Raporda kullanılan, özellikle bakanlık, şahsım, Türk Silahlı Kuvvetleri ve Milli Savunma Üniversitesi hakkındaki ifadelerin, aramıza nifak tohumları ekmek isteyen çevrelere malzeme olabilecek kurnazlıkla kurgulanmış olmasını ve bunun da çarpıtılarak farklı anlamlar yüklenmesini, gerçekleri yansıtmayan zorlama imalarda bulunulmasını esefle karşılıyorum.” 

ERDOĞAN İLE VATAN PARTİSİ ARASINA FİTNE

Raporda Türkiye düşmanı eski Pentagon yetkilisi Michael Rubin’e atıf yapılarak, “2016 yılından bu yana, Türkiye'nin güvenlik sektörü parçalanma yaşadı, tasfiye ve karışıklıklar askeri olmayan güçleri daha da güçlendirdi. Bu alandaki binlerce boş görevi acilen doldurma ihtiyacı ve AKP’nin yetersiz tabanı nedeniyle hükümet, aralarında Ergenekon ve Balyoz’dan yargılanmış subayların da olduğu laik ve ultra milliyetçi kuvvetlere ve Avrasyacı ve sosyalist Perinçek Grubuna yöneldi.” iddiası ortaya atılmaktadır. Aslında ne ordu içinde bir “Perinçekçi grup” var ne de Vatan Partisi’nin ordu içinde örgütlenmesi… Vatan Partisi’nin elli yılı aşkın mücadelesi boyunca aksini gösteren tek bir örnek bile yoktur. Ama raporu yazanların amacı fesatlık olduğu için 15 Temmuz’dan yargılanan asker kılıklı FETÖ’cü darbecilerle aynı dili konuşmaktadır. Çünkü onlar da mahkemedeki savunmalarında “Ordu içinde Perinçekçiler kazandı” gibi hezeyanlarda bulundular. Yine bununla bağlantılı olarak raporda dindarlar ile milliyetçiler arasına nifak sokulmaya çalışıldığı anlaşılıyor: “(Erdoğan – Avrasyacılar işbirliği) Gülen örgütüne karşı ortak düşmanlığa, Türk milliyetçiliğine ve Batı karşıtı düşünceye dayandığından, polis ve askeri güçlerin orta ve uzun vadeli siyasi güvenilirliği hükümet için bir sorun olmaya devam ediyor ve AKP liderliğinin dindar tabanı ile arasını açabilir.” Basitleştirecek olursak ABD, AK Parti, MHP ve Vatan Partisi’nin yer aldığı Türkiye cephesinin bozulmasını, Ak Parti tabanının dindarlığı ile Avrasyacıların milliyetçiliğinin çarpışma olasılığına bağlıyor.

DAVUTOĞLU’NUN RAND MİSYONU:

AK PARTİ TABANINI VATAN PARTİSİ’NE KARŞI KIŞKIRTMAK

Peki rapordaki bu tespitler size, Ahmet Davutoğlu’nun Vatan Partisi ve Genel Başkanı Doğu Perinçek’i hedef alan sözlerini çağrıştırmıyor mu? Davutoğlu’nun yatıp kalkıp 28 Şubat, başörtüsü, diğer dini öğeler üzerinden Vatan Partisi’ne saldırması, RAND raporuyla birlikte okunduğunda tam da yerine oturuyor. Böylece AK Parti tabanındaki muhafazakârların, Vatan Partisi’ne karşı kışkırtılması görevinin Davutoğlu’na tevdi edildiği çok net ortaya çıkıyor.  

RAND’DAN ÇIKAN SONUÇ: AMERİKANCILARI TÜRKİYE’DE YENİLGİ BEKLİYOR

Sonuç olarak, RAND raporu ABD’nin Türkiye için hazırladığı iktidar stratejisini anlatmaktadır. ABD’nin Türkiye’yi yeniden Atlantik güdümüne sokmak için gerekli hangi koşulların nasıl değerlendirileceği analiz edilmiştir. Türkiye’de Amerikancı bir iktidar kurmaları için CHP, İYİ Parti, HDP-PKK, Davutoğlu ve Babacan ile FETÖ, açık açık cesaretlendirilmektedir. Ancak rapor aynı zamanda ABD için alarm zillerinin çalması anlamına geliyor. Çünkü Türkiye emin adımlarla Asya Çağı’na giriyor; içeride terör örgütlerine tarihinin en ağır darbelerini indiriyor. Yakında muhalefet partilerine kullanabilecekleri bir PKK ve FETÖ de kalmayacak. Sıcak para üzerinden, ekonomik yıkıcılıkla Türkiye’yi zayıf düşürme çabaları da boşa çıkarılıyor. Bu tuzağa karşı tek çözüm olan “üretim ve istihdam odaklı ekonomiye geçiş” gündemimize giriyor.  Öte yandan Suriye ve Libya’da Rusya ile kurulan işbirliği her geçen gün sağlam temellere oturuyor. Kafkasya’da Azerbaycan Vatan Savaşı zafere ilerliyor. Türkiye, Astana ortakları Rusya ve İran’la birlikte her ortak eylemiyle ABD’yi geriletiyor. Özetle, Türkiye’de Amerikancıları ağır bir yenilgi bekliyor.

Güncelleme Tarihi: 07 Kasım 2020, 14:59
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner205

banner204