Türk'ün Tokadı 29 Ekim

29 EKİM, tarihten silinmek istenen mazlum bir milletin yeniden dirilişi, şerefle dimdik ayağa kalkmasıdır. 29 Ekim, Atatürk’ün de belirttiği gibi “Ben 30 Ekim’i (Mondros’u) tanımıyorum! Sizden bir gün öndeyim. Siz 29 Ekim’i tanıyacaksınız!” demektir. 29 Ekim, yine Mustafa Kemal’in Mondros’tan 5 yıl sonra Batı’ya gönderdiği ileti: ‘Sizin dayattığınız teslimiyeti tanımadım. Mondros’u yırttım parçaladım; çöpe attım…’ demektir. 
Oysa saray, baş eğmişti Batı’nın önünde. Öyle ki; Mustafa Kemal, İskenderun’a çıkma hazırlığında olan İngilizlere ateş açacağını söyleyince, Saray panikleyip Yıldırım Orduları Grubunu dağıtır. Mustafa Kemal’in, bütün yetkileri alınır elinden ve acilen İstanbul’a çağırılır. Zaten, Mondros’un utandırıcı şartlarını duyar duymaz. “‘Bu anlaşma şartlarını tanımıyorum. Karakterime uyanı yapacağım’ demiş, aynı zamanda Saray’a da isyan etmiştir Mustafa Kemal. 
Çünkü, Mustafa Kemal; haktan, haklıdan, halktan; bağımsızlıktan, özgürlükten yanaydı. “Bağımsızlık, benim karakterimdir” diyordu. Bu özü de binlerce yıldır bağımsız yaşamış milletinin mayasından almıştı. Mondros’un utanç verici kölelik şartlarına boyun eğmek yakışır mıydı Türk milletine? Düşmana güvenmek olur muydu? Bu, halkın bileğine zincir vurmak demekti. 
Evet, anlaşma imzalanmış olsa da düşmana güvenilmezdi. Maraş’ta başlamıştı ilk katliam. Anlaşma şartlarına dayanarak Maraş’a giren Fransız askerleri, halka kötü niyetle yaklaşmış; Türkleri tarihten silmek istercesine kırmaya başlamıştı. Bunun üzerine halk ayaklanmış, tarihte eşi benzeri görülmeyen bir direniş sergilemiştir.
Fransız komutanı Abadi’nin yıllar sonra yazdığı ‘’Antep’in Dört Muhasarası / Türk Verdün’ü ve The Lions of Marrash’’ isimli eserinde de anlaşıldığı gibi; Maraş’a giren Fransız General Keret ve onu yönlendiren hükûmeti; daha ilk günden, Türklere çok ağır bir darbe vurmak niyetindeydi. Kararlı bir şekilde bu bölgeden başlayarak Anadolu’yu bir uçtan bir uca işgal edip parçalamak istiyordu.
Uygar geçinen, kendilerini uygarlığın beşiği olarak dünyaya tanıtmak isteyen Fransızlar; en vahşi milletlerin bile başvurmaya utanacağı olayları yaşatmıştır. Bu olaylar; dünya milletleri önünde, kendi halklarının yüzünü kızartacak niteliktedir. Sivillerin tedavi gördüğü Müslümanlara ait tek sivil hastaneyi bombalamaktan bile utanmamışlar. Bunu aşağıda belgesiyle verelim. Maraş devlet kademesinden İstanbul’a çekilen evrakın Türkçesi:
13. Evrak 
İÇİŞLERİ BAKANLIĞINA
SİVAS’TA 3. KOLORDU KUMANDANLIĞINA
Şifre = 24 Ocak 1920 Saat; 13.30
Bugün de akşama kadar Maraş Şehri, değişik yerlerden düşmanlar tarafından bombardıman edilerek birçok yangın çıkmıştır ve yangının hâlen devam ettiğini bildiririm. Sivil hastanemiz savaş kurallarına uyulmadan, vahşice bombalanmış; onlarca masum, tahminen altmıştan fazla çocuk; kadın, yaşlı, hasta ve personel hunharca katledilmiştir. Hastanemiz yerle bir olmuştur. Artık bir hastane değil viran hanedir. Çok büyük genel katliamdan korkan ahali, müdafaaya devam edecektir, Efendim.
İmza
Bununla da yetinmez Fransızlar; şehri, sivilleri bombalamaya acımasızca devam ederler. Barut, kan ve ceset kokusu sarar dört bir yanı. 
Artık eli silah tutan kadın, yaşlı, çocuk herkes; Fransızlara karşı canla başla mücadele ediyordu. Kocası, yavrusu şehit olan Anadolu anası, şehidinin çete elbisesini giyerek eline mavzerini alıp cepheye koşuyordu.
Maraş’ta görülmemiş bir vahşet, katliam ve zulüm sürüyordu. Kadınlara, kızlara tecavüz ediliyor; Müslümanlar, ayaklarından bağlanıp balta ile vücutları, başları parçalanarak öldürülüyorlar. Esir alınan yaşlı erkekler ise bir araya doldurulup yakılıyorlar. Kadın ve çocukların kol ve bacaklarını teker teker kesip yarı ölü durumda bırakıyorlar. Çağdaş dünya da bir film seyreder gibi utanmadan seyrediyor bu sahneleri.
Bu zulüm, bu insanlık dışı katliam; yalnız Maraş’ta değildi elbet. Bilindiği gibi, Anadolu’nun dört bir yanında sürüyordu. Gaziantep’te de ayaklanmıştı halk. Şahin komutasındaki birliklerimiz, Fransız askerini geri püskürtüyor, onlara kayıplar verdiriyordu. 28 Mart 1920’de dağlarda yanık bir türkü yankılandı. Halkın sesiydi bu: 
(…)
Şahin’i sorarsan otuz yaşında
Süngü ile delindi köprü başında
Çeteler toplanmış ağlar başında
Uyan Şahin uyan gör neler oldu
Sevgili yurdumuz düşmanla doldu.
Evet, kahraman Şahin uyanamadı ama bu kahramanlar toprağında “Mustafa Kemal Paşa” dedikleri bir yiğit vardı. Anadolu’da cepheleri birleştiriyor; halkına umut aşılıyordu. Öyle de oldu. Mustafa Kemaller, Şahinler, silah arkadaşları ve erdemli Türk kadınının direnişiyle bir destan yazıldı Anadolu topraklarında. Böylece “ölmüş” gözüyle bakılan Türk, yeniden dirildi. Böylece, Mondros, yırtılıp parçalanmış, Mondros’u diretenlere tarihî bir tokat atılmış oldu. 
Selam sana Kahraman Maraş, Gaziantep, İzmir; selam sana Anadolu. Biz, Anadolu’nun namusunu, bağımsızlığını korumak uğruna şehit düşen, gazi olan bütün atalarımızın hatıraları önünde saygıyla eğiliyoruz. 
Meliha ÜNLÜ (28.10.2021)
Kaynak
-  Prof. Dr. Faruk Erzengin- Maraş Tarihi ve Ermeni Olayları, İstanbul Belediyesi Kültür Medeniyet Serisi, 14. Mayıs 2015 İstanbul.
- Yılmaz Ulusoy- Atatürk ve Cumhuriyet'imiz | Makaleler | 
http://www.yilmazulusoy.com (07.10.2010)    
- Kerem Çalışkan- Cumhuriyet neden 29 Ekim’de ilan edildi- (28 Ekim 2016) ODATV

YORUM EKLE
YORUMLAR
Nurhan Öztürk
Nurhan Öztürk - 1 ay Önce

Harika bir yazı eline yüreğine sağlık