Türk’ü ve Türkçeyi Bilmek (6)

Giriş

Değerli okurlar, Türkçenin, Türk sözcüğünün ilk imsesi (harf) ‘t’nin ne yazık ki bilinmediği kanısındayım. Çalışmalarımda bu konuyu yeterince açıkladığımı düşünüyordum. Tamga, dil ilişkisinin hiç bilinmediğini; bu ilişkinin nerdeyse ele alınmadığını da görmüştüm. Tekçe ‘tamga’ sözcüğü için yeniden araştırma ve irdeleme yaptığım da konunun düşündüğümden daha acınası olduğunu gördüm ne yazık ki. Bu nedenle çalışmada tamga, tamga-dil ilişkisini yeniden ele alacağım. Somut, birkaç kolay anlaşılır örnekle, tamga-dil ilişkisini ve ses değişim ya da dönüşümlerinin gerçeğini göstereceğim.

İlgili sözcükler: Tamga, dil, damga, imce, Türk tamgalarının kökeni, Türkçe.

Tamga

TDK sözlükte ‘tamga’: İm, damga, nişan, alamet (belirti)

Etimoloji Türkçe. comdan ‘tamga’:Eski Türkçe ‘tamğa’ sözcüğünden evrilmiştir.

1-1.1 Tamga (gerçekte) nedir?

Tamga (tamga): Tabanımızla ilgilidir, atalarımızın kavrayışından oluşmuş ve anlam taşıyan abeceler öncesi her cins çizgi ve işaretler! Harflerin’ in (imses) öncülleridir tamgalar!

>https://www.ankarahavadis.com.tr/dil-felsefesine-giris-makale,12950.html)

Bu tanım benimdir. Kusursuz dilimiz Türkçe tamgalarla kazındı kayalara. Tamgalarımızla yazı kazındı; ‘yazıt’ diyoruz bunlara. Yazılı kanıtlardır. Latin (!) denen abecenin kökeni Türk tamgalarıdır.

Dil tamgalarla kuruldu. Bu nedenle öne sürdüğüm tamganın ne anlama geldiğinin anlaşılmamış olmasını olanaksız kılmak için yeniden açıyorum. Tamga ‘tabanımızla’ ilgilidir demiştim. Dil’in  (til) ilk sesi ince ‘t’yi yeniden ele alıyorum.

-Sağda Latin (!) küçük ‘t’, Orhun abecesinde ince ‘t’ tamgamız. Sol ayağımız! Kendimizi gözlenen olarak düşünmeliyiz. Ya da karşımızdaki bir kişiyi gözleyip sol ayağını çizmek için betimleyelim birlikte.

Orhun yazıtlarını çözümleme yöntemi sağdan sola ardından yukarıdan aşağıdır.

Karşımızdakinin sol ayağına sağdan sola baktığımızda dışını uzun dik çizgi olarak görürüz! Bu yerin yüzeyidir. Ayağımız yerin üstündedir değil mi?

Şimdi yukarıdan aşağı bakınca önce sağa yükselen, ardından uzun dikmeye koşut kısa çizgiyi ya da ayağın içini görürüz! Orhun abecesindeki ‘ince t’nin kökeni budur. Latin (!) ya da yeni Türk abecesindeki (aşırılmış)  küçük ‘t’ de yandan görünümün üstüne yine yeri simgeleyen yatay çizgi eklenmesiyle oluşturulmuş! Bu açıklamalarım dil ya da til sözcüğünün ince ‘t’ si.

Ek bilgi: Orhun abecesinde kalın ’K’ (kaya) bu şeklin zıttı. Çünkü kaya tabanımızın altındadır. T > K değişimi bu nedenle olmakta. Son olarak kalın K tamgamızın 180 derece yukarı çevrilmesiyle güneşin ışınımını simgeleyen kalın R’ e ulaşılır.

-Solda (a)T tamgamız ya da ideogramımız var. T ‘ta’ sesini duymamıza neden olan topraktır. Yatay çizgi yerin yüzeyine, dik ise göğü (yön) simgelerler; birlikte oylum aynı zamanda. A ise at canlısının devinimiyle ilgilidir. (bakınız dil ve düşün bilim 7, A dan başlamak)

-G güneş (bakınız, Güdül Türk kaya yazıtları)

-M Orhun abecesinde özne anlamlı tamga.   

*Bu tamgamızın kavram yazı (ideogram) olduğu görüşündeyim. Üstteki sağdan sola yükselip aşağı kıvrılan iki çizgi göğün (Orhun abecesindeki N; ‘ ) ‘)’i, altındaki ‘x’ nın ise yine Orhun abecesindeki ‘D’ (durma anlamı taşır) yi simgelemekte görüşüme göre.

Yine, https://www.ankarahavadis.com.tr/turku-ve-turkceyi-bilmek-nedir-4-makale,12976.html çalışmamda ‘yerle gök arasında Türk’ deyişiyle ilgili tamgamızı düşünebiliriz.

Ek olarak yerin kendi çevresinde dönmesiyle ilgili olarak güneşin algıladığımız biçimi ince R tamgamızı da düşünebiliriz.

Yeni Türk abecesinde M imcesi (men, ben) N’den yani gökten (a)N’dan öncedir! Dil tanımımdaki boyut ve yön düşünülmeli.

Tamga sözcüğündeki bütün imsesleri tanımladık. Şimdi sırada sözcüğü ayağımızla ilgili tanımladığımıza göre yapılacak tek eylem kaldı: Sözcüğü boyut kavranacak biçimde yazmak! Yukarıdan aşağı düşüneceğiz. Kişioğlu dik duran canlıdır ayrıca.

          A devinim, yön aşağıya

          G güneş

          M men (ben)

          A devinim

          T tabanımız.

Nasıl ki yerdeki izimizi anlayıp (analiz) bizden önce bir kişinin geçtiğini (özne, men; burada bilinecek olan dil!) biliyorsak; dilin (til) temeli tamgayı çözümleyebilirsek dili de çözmüş (biliyor) olacağız. Tamgalar anlam içerir, sözcükler ve dil oluşur böylelikle. Bu düşünüşün sonucu olarak: “dil doğru bilindiğinde mit sözcüğünün ardındaki bilgiye ulaşmak olanaklıdır!”. Başka yol yok görüşüme göre, tek çözüm yolu dildir!

1-1.2 Tamga, damga, dil için denenler ve düşüncelerim

“Damga,  çağdaş anlamda amblem, marka, Logo, arma, işaret, dövme gibi belirleyici ve tanımlayıcı simgesel anlatım biçimleridir. Damgalar, boy ve sülaleleri tanımlayan adeta birer soyut bir kimliktir. Damgalar bir boyun aşiretin, ya da sülalenin mührü olarak ya da eşyalarını, hayvanlarını başka ailelerin eşya ve hayvanlarından ayırmak için günümüzde de kullanılmaktadır. Türk boyları arasında tanımlayıcı işaretler olarak kullanılan damgalar, bir iletişim aracı olmasının yanı sıra, soyut, sembolik, saf bir anlatım dili özelliği taşırlar. Elimizdeki tarihi verilerden ve taş, kaya, duvar gibi maddi kültür örneklerinden anlaşıldığı gibi, Türklerin Yenisey ve Orhun yazıtlarında kullandıkları alfabeden çok önceleri, damgaları kullandıkları bilinmektedir. 

Türk kültüründe damga, im, en adı altında anılan maddi kültür unsurları tarihöncesi çağlardan günümüze kadar süregelmektedir. Damgalar taş-kaya, ağaç, deri, dokuma, halı kilim, hayvanlar, süs eşyaları, maden sanatı, çanak-çömlek, mimari yapılar, bayrak ve tuğlar, giyim-kuşam, silahlar, zırhlar, mezar taşları vs. gibi çok geniş kullanım alanlarında silinmez.“

(Bakınız, kaynakça 1, giriş)      

“Yazının embriyoları” olarak nitelendirilen resimler, insan düşüncesinin ilk grafik kayıtlarıdır. Yukarı Paleolitik çağda mağara duvarlarına kazılmış insan ve hayvan figürleri, geometrik şekiller, çeşitli nesneler, insanlığın gözle algılanabilir malumat bırakma ve böylece bir bellek oluşturma ihtiyacına hizmet etmiştir. (User 2006: 15)

Damgalar, bir dilin alfabeleri ve aynı zamanda ait oldukları sosyal grupların kendileri için tarihe miras bıraktığı ilk anlatı metinleri biçiminde tanımlanabilirler.

Bu sebeple damgalar, sosyo-kültürel araştırmalarda başvurulması gereken öncelikli vesikalardır. Bunlar, bir sosyal grubun veya bir milletin sosyal tarihini açıklayabilme gücüne sahip bilgiler ve deneyimlerin yanı sıra, duygu ve düşüncelerin ifadesini, bireylerin ve sosyal grupların estetik/beğeni algılamasını bünyelerinde taşırlar. Dolayısıyla, damgalar, birer sanat eseri olmaktan öte, her biri bir duygunun, bir sosyo-kültürel hayatın/hayatların, başka bir ifadeyle, sosyal yapıların dile getirildiği yazılı anlatı metinleri, yazılı tarih vesikaları kıymetindedir. (Aksoy 2011:133)                   

(Bakınız, kaynakça 1, sayfa 133)

“Kelime anlamı İskandinav dilinde “Sır” olan yazı tipinden birisi olan Türk Runik Yazısını Avrasya’da ilk kullananların Ön-Türkler ve İskitler (Saka) olduğu bilinmekte olup, İskitlerden sonra İpek Yolu güzergâhında kullanılmış ve buna paralel olarak da farklı coğrafyalarda yayılmıştır. Ancak genel olarak “Runik Yazının” ortaya çıkış ve yayılım serüveni ile Türk Runik Yazısının oluşumu hakkında farklı görüş ve önerilerde ortaya çıkmıştır. Bazı Araştırmacılarca runik yazının kaynağı olarak yerli Anadolu halkları gösterilmektedir. Trak - Pelasg - Luvi kültür havzaları ve İki Çerkesya arasındaki dil, yer adları incelemeleri ve arkeolojik veriler “Runik Yazı ve Orhun Alfabesinin” kökenini Ön Asya’ya bağlamaktadır. Bu kapsamda, Balkar SELÇUK “Trak-Pelasg-Luvi Kültür Havzaları ve İki Çerkesya Arasındaki Tarihsel İlişkiler Üzerine –I” adlı makalesinde1 Eski Yunanlılar’ dan önce Akdeniz, Ege ve Karadeniz ticaretine hakim olanların Pelasg - Luviler olduğunu vurgulamaktadır ve tezini Prof. Dr. Aytek NAMİTOK’un araştırmalarına dayandırmaktadır. Prof. Dr. Aytek NAMİTOK “Çerkesler’ in Kökeni” adlı eserinde Balkan ve Kafkas Çerkesya larındaki kabileler birliğinin zamanla bozulduğunu, MÖ. III. binyılda Ege, Balkan Çerkesyası ile Avrupa ve Kafkas Çerkesyasından hareket eden kabilelerin Kuzey Hindistan, Afganistan ve İran civarına göç ettiğini belirtmektedir. Therakes, Pelasg, Kelt, İlirya, As, Med ve Karia-Lelegler’ den (Luviler) oluşan bu büyük göçe katılan Kafkasyalı kabileler olmuştur 2. Prof. Dr. Bilge UMAR “Türkiye’ deki Tarihsel Adlar ve İlk çağda Türkiye Halkı” adlı eserlerinde Ege bölgesinden Kafkasya, İran ve Mezopotamya üzerinden Hindistan’a kadar uzanan bu konfederal yapının göçüyle ilgili izleri Karia–Leleg-Lidya-Likya (Pelasg Luvi) halkı kültürü ve dili üzerinden takip etmiş ve Pelasg-Abhaz ortak kültürü üzerinde durmuştur. Ege, Kafkasya, Mezopotamya, Orta Asya ve Hindistan kültürel ilişkiler bağının Orta Asya bölgesi Türk Runik Yazı Alfabesi olmak üzere birçok veriyi Ege Bölgesi’ndeki Luvi kültüründen aldığını ifade etmektedir. Buna örnek olarak da Therakes Frig ve Luvi runik alfabesi ile Orhun alfabesinin benzerliğini göstermekte, MÖ. 330 dolaylarında, İskender’in ordusundaki Lykialı bir batı Anadolu insanının Marakanda Semerkand yöresi halkıyla konuşup anlaşabildiğini ifade etmekte, ilk Hind-Arya dilinin 1 SELÇUK, Balkar; “ Trak-Pelasg-Luvi Kültür Havzaları ve iki Çerkesya Arasındaki Tarihsel İlişkiler Üzerine –I”-, http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/436 2 NAMİTOK, Aytek; Çerkesler’in Kökeni II. Kitap, Kaf-Dav Yayınları, Ankara, 2008. Emine YILMAZ ½262 Amisos / Cilt 3, Sayı 4, Haziran 2018 Hindistan-Afganistan ve İran ve çevresine Anadolu’dan geldiğini ve Luviler tarafından getirildiğini belirtmektedir *

* Türk tamgalarının ‘runik’ biçiminde adlandırılması için uygun sözcük bulamıyorum. Luvi (Batı çakması) ve Çerkesya ilişkisi de tam bir inci olmuş; ilk gördüm! Batılılar çakma topluluk uydurmada çok becerikliler ne yazık ki!

3. Ord. Prof. Dr. A. Zeki Velidi TOGAN, “Umumi Türk Tarihine Giriş” adlı eserinde Orhun Alfabesinin kökeninin, Ön Asya’ya dayandığı, Sakaların (İskit) Ön Asya seferleri sırasında öğrenerek Orta Asya’ya getirmiş olabileceklerine işaret etmektedir. 

4. Bir başka araştırmacı Sir Gerard CLAUSON “Türk Runik Alfabesinin Kökeni” adlı çalışmasında Türk Runik yazısına köken olarak Iran, Soğdak ve Yunan Alfabelerini kaynak göstermektedir. 

* “Türklük bilimi Türklere bırakılamayacak kadar önemlidir” görüşümü destekleyen sözler bunlar kanımca.

5. Runik Yazı ile ilgili olarak diğer yaygın bir görüşte Fenikeli tüccarlar ile Etrüskler kanalıyla Asya iç bölgelerinden farklı yollar takip ederek Avrupa içlerine kadar yayıldığı, bunlardan kuzey Avrupa’da yer alanlarının Futhark olarak anıldığı, Anadolu’da Likyalılar ve Frigyalılar’ın Fenikeliler’in etkisi ile Runik Yazı kullanmış olduğu, son olarak Grek kavimlerinin de Frig ve Lidyalılar’dan öğrendikleri Runik yazıdan Latin alfabesini oluşturduğu yönündedir. 

* Burada Türk tamgalarının ne yaptığını bilmez biçimde yeryüzünü turladığını görüyoruz. Ulu gülmece!

Türk Runik yazısının doğuşu ve kullanım alanına ilişkin çok sayıda araştırma olmakla birlikte henüz fikir birliği mevcut değildir. Her ne kadar diğer runik yazılarla şekilsel benzerlikleri olsa da Türk Runik Alfabesi geleneksel Tamga’larıyla kaynaşarak kendi özgün halini ortaya çıkarmayı başarmıştır. Ayrıca Bulgaristan, Romanya, Macaristan, Etrüsk ve Bazı Kuzey Avrupa yazıtlarının Türkçede karşılık buluyor olması konuyu daha da ilginç hale getirmektedir.” *

*Paragrafın sonundaki ‘ilginç’ sözcüğü gerçekten ilginç! Türk tamgaları için denmeyen söz kalmadığı ya da her şey denildiği için ne dendiği anlaşılmaz durumda gerçekten.

(Bakınız, kaynakça 4, sayfa 5)

Alıntıları özetlersek,

Tamga, damga, runik yazı kavramları karmaşası var. Tamgalarımızın dil ya da til in ögesi olarak yeterince kavranamadığı görülmektedir. Bu; ne yazık ki, Türklük bilimcileri için acınası, onur incitici bir durumdur. Çok değersiz, sığ görüşlerdir alayı görüşüme göre.

“Damgalar, bir dilin alfabeleri ve aynı zamanda ait oldukları sosyal grupların kendileri için tarihe miras bıraktığı ilk anlatı metinleri biçiminde tanımlanabilirler”.

Bu tümcede dil ve tamga ilişkisine değinilmiş. Ancak ne yazık ki dil ile tamga arasındaki ilişki için, ardından tamga ve imses ilişkisi konusunda çalışma yok denecek kadar azdır.

Belki bu yetersizlik nedeniyle, Zeki Velidi Togan ve Sir Gerard Clauson un Türk abecesi ve tamgalarının kökeni konusundaki görüşleri kendileri için doğal olabilir, okuyanlar için de öyle karşılanabilir.

Bu görüşlere katılmıyorum. Yanlı olabileceklerini bile düşünüyorum. Dini duyarlığı olan ya da ‘dinci’ bir aklın; ya da Batılı bir aklın yansız olabileceği düşük olasılıktır. En azından derince sorgulanarak okunmalılar.

(Kültürel anlamda muhafazakâr aydınların alfabe değişikliği konusunda duydukları rahatsızlığın gerekçesini anlamak mümkündü. Köprülüzâde M. Fuat ve Zeki Velidi (Togan) gibi Türkçüler, böyle bir değişikliğin uzun vadede bir kültür buhranına yol açacağını savunuyorlardı)

(Ancak 1926’da tüm Sovyet Müslümanlarının Latin alfabesine geçirilmesi kararının alındığı Bakü’deki I. Türkoloji Kongresi’nden sonra Türkçülerin Latin alfabesi konusundaki tavırlarını belirgin şekilde değiştirmeleri de bu açıdan anlamlıydı) (Sadoğlu, 2003:221)

Zeki Velidi Togan ve Sir Gerard Clauson un görüşlerine katılmıyorum!

Çünkü binlerce kaya resimleri, ideogramlar, tamgalar değerlendirildiğinde bunların ağırlıklı olarak Orta Asya kaynaklı olduğu açıktır. Bu aşamalar Türkler dışında hiçbir toplulukta yok. Tamga Türkçe ve ‘Moğolca’ dışında hiçbir dilde yok! Türkçeye özgü sözcük!

Bu bilgilere dayanarak güvenle:

”Türkçe ilk dildir, tek dildir. Uzunca süre (on binlerce yıl) tek dil olarak kalmış, diğer toplumlar için kaynak olmuştur (Bakınız, Genesis 11, Babil kulesi). Diğer diller Türkçeden aşırıldılar görüşüme göre ve asıl kavga dil üzerinden; Türk ve Türk olmayanlar arasında yürümektedir. Bu kavgaya sonradan dinler eşlik etmiş görünüyor. Türklerden diğerlerine geçiş açıklanabilir ama diğerlerinden Türklere geçiş hayır; açıklanamaz!”

1-2 Dil

Çok sayıda dil tanımı var. Ancak çalışmada kendi dil tanımımla yetineceğim. Dil konusundaki görüşlerimin tamamı bu tanımıma dayanmakta çünkü.

Dil, ilk dili olacak düzeyde evrimleşmiş atalarımızdan başlayarak birey olarak kavrayabildiğimiz olup biten her şeyin; zaman, ortam (uzay-oylum), yön ve devinim (hareket) ana değişkenleri kullanılarak benzetme aşamasını geçecek şekilde şekiller ve sesler ile oluşturulan izdüşümüdür!”

Dil-tamga ilişkisini bir görsel yardımıyla daha da pekiştirelim. Tamgalarımızın nasıl kavranması gerektiğini yeniden açıklayalım. Değişim ya da dönüşümlerin ardındaki düşünceyi de gösterelim. Ne yazık ki bunlar bile görülememiş.  

Tamgayı, kalın ve ince ’t’ tamgalarını ve ilgili imseslerini açıklamıştım. Dil ya da til sözcüğünü derinlemesine anlamak için, eksik olan (i) ve (L) imseslerini ve öncülleri tamgaları açıklamaya çalışalım bu kez.

Sağda Orhun abecemizdeki ince (e)L tamgası ve onun ‘yeni Türk abecesinde karşılığı ‘L’(e).

*İlginç biçimde Latin(!) denen yeni Türk abecesindeki (E) L, sol elimizi karşımıza aldığımızda sağdan sola ve yukarıdan aşağı düşündüğümüzde açıkça görülür! Sağdan sola üç parmak E, işaret ve başparmak ise;

Bu tamga elimizle ilgilidir. Sağdan sola düşündüğümüzde ‘V’ gördüğümüz iki çizginin (açıklık) anlamı, elimizin işaret ve başparmağımız arasındaki açıklıktır. Aşağı inen çizgi ise yöndür! Yani elimiz karşımızda ve yön yukarıdadır.

*Bu tamgamızı zamanda dilimizdeki (e)L olarak ta düşünebiliriz. (e)L derken dilimiz yukarı devinir; damağımızın üstü de zıt ‘V’ biçimindedir!”

Bu nedenle de dil derken ince (e)L’ i, ‘Lı’ derken kalın ‘L’ tamgası kullanıyoruz.

Bakınız, https://www.ankarahavadis.com.tr/dil-tarih-toplum-adli-calismaya-ek-makale,12978.html, ‘tilkanlı' sözcüğü.

Kalın ‘L’ kolumuzla birlikte elimizi simgeleyen tamgamız. Kolumuz aşağı yönde başparmak uçta, sola ve aşağı yönde çizilmiş. 

Ortada, kalın ve ince ünlülerle kullanılan Ç tamgamız, yeni Türk abecesinde ‘Ç’ sesi veren imcemiz. Burada yönün ince L dekinden ayrı; baş aşağı olduğunu görüyoruz. Yön ve devinim düşündüğümüzde elimiz bir nesneye çarptığında ‘Ç’ sesini duyarız değil mi?

Solda Orhun abecesinde kalın ve ince ünlülerle kullanılan ‘Ş’ tamgamız, yeni Türk abecesinde Ş (e) imsesimiz. İki elimiz aynı (eş) olduğundan birbirine çarptığımızda ‘Ş’ sesini duyarız değil mi? İşte Ç > Ş dönüşümünün nedeni! (e)L tamgamızın ortasındaki yatay çizgi çarpma yüzeyidir. İki elimiz birbiriyle eş ya da aynı olduğundan tek elmiş gibi görünür! Beş sayımızın kökeni bu olmalıdır görüşüme göre. El eylemlerimizi gerçekleştirdiği kadar iletişim ya da anlatım aracıdır, organıdır. Bu nedenle dil sözcüğünde!

“El iletişim aracıdır. Nasıl ki bir ağaca tutunduğumuzda bizi ona bağlarsa; sözcüklerde de anlamları bağlar!”

1-2.2 Ç tamgamızla ilgili türev damgalarımız

Burada tahtacı mezar damgası olarak bilinen ’uç” kavram yazısı (ideogram) ile Salur boy kavram yazısı (ideogram) ele alacağım. Değişik çalışmalarda bu ikisinin aynı olduğunun yazıldığını, birbirleriyle karıştırıldığını gördüm. Ayrıntılara girmeden açıklamamı yapmakla yetineceğim. Hiçbir biçimde ilgileri yok! İşte iki görsel:

Orhun abecesinde O ve U tamgalarımız aynı değildir. ‘ < ’ O, ‘ >’ ise U sesini verir.

Bakınız, https://www.ankarahavadis.com.tr/gudul-turk-kaya-yazitlari-ve-gizemleri-makale, 12937.html

Bu ölen Türk için dikilen balbal ya da taşbaba üzerindeki damgayı sağdan sola, ardından yukarıdan aşağı düşündüğümüzde üstteki  ‘^’ şeklini görürüz. Bu U sesini veren tamgamız. Bu şeklin ortasından aşağı inen çizgi yön! Tıpkı kuşların kantlarını açıp aşağıya doğru iterek (çırparak) uçmaları gibi. Kuş sözcüğünün kökeni de böyle anlaşılmalıdır! Kuş, (o) K ayada yaşayan canlıdır, UÇ ar bütün kuşlar. (o)K + UÇ > KUÇ > KUŞ. Ok gibi (ok hızında) uçan canlılardır kuşlar.

Bu balbalın üstindeki ‘UÇ’ kavram yazısının (ideogram) yönü zaten ok gibi yukarıya ve ölen kişinin tininin uçtuğunu, bedeninden (budun ilişkisi!) ayrıldığını imgeler. Salur boy damgasıyla ilgisi yok!

1-2.2.b Salur boy damgası (ideogram)

Sözcüğün Salgur biçimi de var. Şeklin ‘Uç’ kısmı tahtacı kavram yazısının aynısıdır. Yani uçmakla ilgili. Ama solunda, yukarı çizgi var. Türklük bilimcilerimiz, dilimiz Türkçeyi derinlemesine bilemedikleri için; ya da boyut ve yön kavramlarını düşünemedikleri için bu ayrıntıları kavrayamıyorlar. Ne yazık ki diyelim. Bu dik çizgi göğü gösteriyor. G imcemizi. Kalın R ise güneşin ışınımı! (Bakın,http://dagarcikturkiye.com/2021/02/01/turku-ve-turkceyi-bilmek-nedir-5/)

Türkçede (eski) vur sözcüğümüz ‘ur’ biçimindedir. Urungu sözcüğü, savaşçı, göğün güneşin (v) uruşçusu demektir. Salğur Oğuz boyunun adı olan kavram yazısını ‘uç an’ ve ‘uçar’ biçiminde anlamalıyız. (a)N yine gök demek. ‘Uçayla adlu’ tamlamasını adı uçanlar, uçanlar adlı gibi anlamalı kanımca.

Böylelikle Salur boyu Türkleri gök ve güneş için (Tañrı) uçarcasına hızlı, yürekli (v) uruşçuları bilinir, tanınır olmuşlar! İdeogramın çözümü bunları yazmamıza olanak veriyor.

1-3 Damga

1-2.2.a ve b deki Uç ve Salur kavram yazısı (anlam bildiren soyut şekil) için kullanmamız gereken doğru sözcük ‘damga’ olup bunlar kayalar üzerinde kalıcıdır! Aynı biçimde halı kilim desenlerinde olanlar, hayvanları ayırt etmek için kullanılan ’en’ dediğimiz şekiller de damga olarak tanımlanmalı. Til ya da dili açıklamakta kullandığımız şekiller için ise ‘tamga’ kullanılmalıdır.

1-4 İmce

TDK sözlükte: Uz bilimde durganları ya da değişkenleri göstermeye yarayan yazaçlardan (harflerden) her biri.

TDK Uzbilim: Biçim, sayı ve çoklukların yapılarını, özelliklerini ve aralarındaki ilişkileri us bilim yoluyla inceleyen ve sayı bilgisi, cebir, uzam bilgisi gibi dallara ayrılan bilim. Anlamdaşı matematik.

Uz bilim. Osm. İrfan, bk. Uz sezi. (ing. Mathematics)

Durgan. bk. değişmez.

durgan İng.Constant. Belli bir yorumda bir tek anlam kazanan im ya da imce.

TDK açıklamaları yazıt çözmekten güç! Tek bir anlam taşıyan im ya da imce yazaç (harf) anlamdaşı olarak tanımlanmış. Doğru, katılıyorum. Tamga ile imses ya da yazaç arasındaki ayrım budur. Tamgalarımız iki ya da daha çok anlamın taşıyıcısıdır çoğu durumda. Dahası A imcesinin kökeni çalışmamda açıkladığım gibi bu imses bile at canlısının itme, çekme ve bu devinimlerin gerçekleştiği T (toprak, taban) anlamlarının bütünüdür. Orhun abecesindeki tamgaları değerlendirdiğimizde, çift sesli tamgalarımızın imses ya da yazaç biçimine dönüştüğünde çift sesliliğin ortadan kalktığını görüyoruz. Temel ayrım budur. NG > N, G, NT > N, T, NY > N, Y’ de ve diğerlerinde olduğu gibi.

1-5 Türk tamgalarının kökeni

Türk tamgalarını kökeni başlıkta belirtildiği gibi Türklerdir. İyesi atalarımız Türklerdir. Bu konuda denenlerin tamamını mantık yoksunu, yanlış, yanlı bulmaktayım. Çünkü:

-Kaya resimleri, ideogram, tamga aşamaları kesintisiz Türklerde görülmektedir.

-Okunamaz denen Güney Yenisey Yazıtlarının İ.S den sonra olduğu; hele Orhun dan sonra olduğu benzeri yanlı ve mantık yoksunu görüşlerdir. Çok sayıda ideogram var bu yazıtlarda. Anlaşılamadığı için uydurularak tamga olarak değerlendirilmiş. Eklediğim iki çalışma açık kanıttır.

https://www.ankarahavadis.com.tr/tuva-ozerk-cumhuriyetindeki-sulyek-karayuz-yazitini-anlamak-makale,12939.html

https://www.ankarahavadis.com.tr/sulyek-karayuz-yaziti-e39-1-dizgesinin-cozum-onerisi-makale,12940.html

-https://www.ankarahavadis.com.tr/dil-ve-dusun-bilim-7-a-dan-baslamak-makale,12965.html çalışmada görülebileceği üzere, A yazacının ya da imcesinin kökeni Semitiklerin öne sürüdüğü gibi, öküz > alfa > A değildir. Bunlar tam bir karartma olup gerçeği yansıtmaz. A sesi yok bu açıklamalarda. Öküzün başından A çıkartılması aşamaları mantıksızdır; doğal da değil ayrıca.

- Köken olarak öne sürülen Arami, Soğdak, Fenike abecelerinin nasıl Latin e dönüştüğü açıklanamıyor! Türk Etrüsk (Tur saka, Etrüsci) ilişkisi kurulabiliyor ama. A imcesinin kökeni çalışmamda A ve ‘r’ in Güdül Salihler kırsalındaki Tañrıyı açıklama amaçlı kaya resmi üzerinde A ve ‘r’ biçiminde olduğu açık! Geçiş ya da aşırma Türkiye’den görünüyor. Bu aşamayı atalarımız başlatmışlar zaten!

- En fazla 3 000 yıl (üç bin yıl) geçmişli Sami dinlerinin Genesis 11 (Babil kulesi) deki Rab’ın olduğu öne sürülen sözlerin açıklanması zorunlu. Bu mantık yoksunu düşünceleri öne sürenler o tek olan ama adı nedense yazılmamış dilin ne olduğunu açıklamalılar. Yuhanna 11 de açıklanmalı.

-Türkü ve Türkçe'yi Bilmek Nedir-5 çalışmamda ve diğerlerinde gösterdiğim gibi, Türklerin Tañrı ideogramında, kalın ve ince R ideogramlarından tamgalara geçildiği açıktır. Bunlar 15-20 bin yıllıktır. Bu bilgilere göre Türkçe ilk dildir. Hiçbir dille köken bağı olamaz.

-Tamgalarımızın da doğal olarak hiçbir dille köken bağı yok. Tamga Türkçe sözcüktür, diğer dillerde yok!

-Kaya resmi, Kavram yazı ya da ideogram, anlamlı logogram (Tañrı ideogramı gibi), tamga ve imses (harf) aşamaları kesintisiz sadece Türklerde var. Bu nedenle Türkçe ilk dildir.

-Türkçe diğer dillere kaynaklık etmiştir. Dili olacak kadar gelişmemiş topluluklar Türkçeyi kaynak olarak kullanıp aşırmalar yapmışlar. Bir ‘şey’ (dil) aşırılıp değiştirildiğinde; bir nesne çalınıp çok uzaklara götürülür, dağ tepe aşırtılırsa artık görünmez olur! Bir ‘şey’ (dil) aşırılıp değiştirildiğinde, nesnede olduğu gibi dilde de aynı süreç olasıdır, dil değiştirildiğinde artık asıl iyenin kimliği (Türk) bilinemez olur büyük oranda. Samilerin Rab’larının yaptığı (!) tam olarak budur. Elbette bu işi yapanlar insanlardır.

1-5 Türkçe

Kaya resimlerini dışarda tuttuğumuzda bile; Tur, Turukku, Tursaka, Hun, İskit olarak bilinen atalarımızın kazıdığı, 20 000 (yirmi bin) yıllık kavram yazı örnekleri, yazılı dile başlangıç yapan ırkın ya da üst kimliğin Türk olduğunu kanıtlar kuşkuya yer bırakmayacak kesinlikte. Bu ırkın genel (toplu) Turan’dır. Turan ırkının boyları, bud(ı)nları (beden), dilleri ve inançlarıyla birdir, aynı ortak köktendir.

Yeniden anımsayıp soralım: Kimler Türkçe ile düşün bilimi yapılamaz diyenler? Kim onlar bilmiyorum, ama kendi adıma çok kolay ve zevkli olduğunu söylemeliyim. Onların akıllarının Türkçeye ermediğini düşünüyorum. Ya da Türklükle, Türkçeyle sorunlarının olduğunu; aralarının iyi olmadığını da!

Düşünmek ve bilim en iyi Türkçeyle olanaklıdır. Türkçe olmayan bütün sözcükler Türklük için virüs gibidir. Yalansız dildir Türkçe, olmayan görüngülere ad takmaz, doğaldır, açık kaynak dilidir.

Biliyorum ki, dilin kökeni ve çok sayıda mitler Türkçenin yardımıyla anlaşılıp bilinir olacak. Bunları anlamak ve bilmek isteyenler önce Türkçeyi öğrenmeli! Bu konuda kuşkum yok. Özenci olmak olağanüstü güzel, düşünürken sınırsızca özgürsünüz, eğer kendinizde (buna) engel yoksa!

Yaşasın ana ve ata dilimiz, Güneşin dili Türkçe! Türklükle, sevgiyle, aydınlıkla kalın. O ya da Gün (eş) ısıtsın ve aydınlatsın hepimizi!

Not: Yukarıdaki yazının telif hakkı T. C. 5836 Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre yazarındır. Tümüyle alıntılanamaz, Bir bölümünden alıntı yapılacaksa kaynak gösterilmesi zorunludur.

YORUM EKLE

banner205

banner204