Türküleri Tanı Nagehan Alçı!

Birkaç gün önce, Nagehan ALÇI’nın Türkülerle ilgili yersiz bir yorumunu okuyunca donakaldım. Türküler hakkında bir yazar nasıl böyle bir yanılgıya düşerdi? Hatta böyle bir yoruma nasıl cüret ederdi? Neden kültürümüze, değerlerimize sahip çıkmıyoruz?  Nagehan ALÇI, “Türküler hala ‘Halk Müziği’ midir?” diye soruyor. Evet, türküler hala değil, hâlâ halk müziğidir Nagehan Alçı!

Kültürel kimliğimizin, birikimimizin arşivi gibidir türküler. Biz Anadolu halkı; sevincimizi, hasretimizi, coşkumuzu, acımızı, emeğimizi, aşkımızı türkülere nakış nakış işlemişiz.  Gönlümüzün derinliğine, sazın tellerine tutunan türküler kanalıyla inebilmişiz. Dağlarda yayla çiçeği, kıraç topraklarda sabah yeli, takaları süren dalga, Torosların ters lalesi, kimsesizlerin kimsesi ve memleket hasreti olmuş türkülerimiz. Türküler kadar içten, türküler kadar candan, türküler kadar saf ve temiz bir anlatım biçimi tanımıyorum. Türküler ana yurttur bizim için. Özümüz sözümüz birdir türkülerde. Şairin dediği gibi;

“Ah bu türküler / Türkülerimiz
Ana sütü" gibi candan /Ana sütü" gibi temiz
Türkülerde tüter dağ dağ, yayla yayla
Köyümüz, köylümüz, memleketimiz”.
(Bedri Rahmi EYÜPOĞLU)

“Hele kimilerinin, gençleri ‘Türkü dinlemiyorlar’ diye ayıplamasının haksızlık olduğu kanaatindeyim.” Diyorsunuz ya, biz de sizin aksinize (…) haksızlık olmadığı kanısındayız. Türküler bizim için yalnız bugün değil, yarın da vazgeçilmez olmalıdır! Bakın büyük şair ve edebiyat tarihçisi Ahmet Hamdi TANPINAR ne diyor: “Devam etmesi gereken işte bu türküdür… Her şey değişebilir, hatta kendi irademizi değiştiririz. Değişmeyecek olan, hayata şekil veren, ona bizim damgamızı basan şeylerdir.”  (Huzur: 1972/18) / “Halkımıza ve hayatımıza ne kadar yaklaşırsak, o kadar mesut olacağız. Biz bu türkülerin milletiyiz.” (Huzur: 1972/275) Türküler on bin yıl öncesinden, yani tarihle başlamış; tarih boyunca da sürecektir.

Tarihimizin aynası, coğrafyamızın atlası olan türküler; halkın hem okuludur hem öğretmeni... Biz türkülerden öğrendik Genç Osman’ı, Yemen’e gidip gelmeyeni, Çanakkale içinde aynalı çarşı’yı…” Türküler dolusu su içtik Anadolu’nun pınarlarından. Ortak insanlık mücadelemizi türkülere yansıttık. Haksızlığa baş kaldırdık, dimdik ayakta durduk Köroğlu’nda, Dadaloğlu’nda. Koyu dumanlara inat, ellerimiz türkülerde kenetlendi; halay çektik, horon teptik…  Edirne’den Van’a, Ardahan’a, Diyarbakır’a Anadolu’nun dört bir yanında aynı sazın tellerinde titredi yüreğimiz.   

Türkülerden öğrendik yemişlerin nerede dal budak saldığını: Elmalar allanıyor (Gümüşhane) /Hastane Önünde incir ağacı (Yozgat) / İğdenin dalları gevrecik olur (Manisa) / Şeftali ağaçları (Sinop) / Şu Bursa’nın Kestanesi (Konya) / Üzüm aldım bal oldu efem (Muğla) / Elma attım nar geldi (Kastamonu), Iğdır’ın al aması vb.

Siz türkülere sırtınızı dönmüşsünüz, aklınızca onları küçümsüyorsunuz ama ünlü halkbilimcimiz İlhan BAŞGÖZ, türkülerin doğumdan ölüme kadar bizi sarıp sarmaladığını söylüyor: “Beşikten mezara insanoğlunun tüm hayatı, iyisi kötüsü, acısı tatlısı, kolayı zoru ile türkülerde dile gelmiş. Türküler, dünyaya ilk adımımızı attığımızda bize katılmış ve kara toprağa girene kadar bizden ayrılmamış.” İşte bunun bilincinde olan halk ozanı Derdiyok ALİ (Ali Ekber Aydoğan) bakın ne diyor? Hem de 21. Yüzyılda:

Bir gün mutlak öleceğim /Türkülerle gömün beni

Ayrıca, sizdeki bu Batı hayranlığı nedir? İkide bir Batı örneğine sığınıyorsunuz? Biz her şeyde Batıyı mı örnek alacağız? Kendi irademizi, aklımızı kullanamaz mıyız? Kendi kültürümüzle yoğrulamaz mıyız? Batı taklitçiliği saplantısından kurtulmalıyız.  Ya Türkçe karşılığı olduğu hâlde Batı kaynaklı yabancı sözcükler kullanmanıza ne demeli? Entelektüel, anakronik, anakronizm, aktüel, kategori vb. Siz bu tutumunuzla da halka ters düşüyorsunuz! Biz, bu sözcükler yerine onların Türkçesini duymak isteriz. Türküler dilimizdir bizim. Dilimizi de kuşaktan kuşağa aktaran türkülerimizdir. “Dil yoksulluğu, düşünce yoksulluğunun anasıdır. Bu derdin bir ilacı türkülerde.” diyen İlhan BAŞGÖZ’e kulak verelim lütfen.

Evet, bugün dağ gibi Türkçesi varken yabancı sözcüklerle ünlenenlerin sayısı artıyorsa; horon tepmek, halay çekmek varken Rap müzikle coşuyorsa gençler, bunun sorumlusu bizleriz. Ne yazık ki bazıları, Rap müziği sevdirmek için canhıraş çalışırken Ata barını bile bilmeyenler var. Artık her gün; sözleri oldukça anlamsız, kendi kültürüyle çelişen, dalga geçen onlarca Rap müzik üretiliyor. İşte size dünya kenti İstanbul’umuzu karaladığı hâlde gençlerimizi coşturan Rap müzik sözleri:

“Konuşuyor köpekler sanki sukubi dubi du
Ku diyin çünkü bizi birleştiren snekpet ve hudi
Dur bi İstanbul’un pisliğinde ruhlarımız broklyn” (Server Uraz - Akbaba Ziyafeti)

“Otta mavi duman boğazda balgam
Köprüden karşıya geçerkene atacan”

Bu sorunun aşılmasında yine türkülere sarılmamız gerekiyor. Konunun uzmanlarınca, Türkçe öğretiminde türkülerimizin en etkin yöntem olacağı dile getiriliyor. “Türkülerin işlevlerinden biri de kültürel birikimin, müzikal ve sözlü bir arşiv olarak yeni nesillere aktarılmasıdır.” (K. Karataş, 2014: 145). Bu görev, okullarda müzik ve Türkçe dersine düşüyor. Ömer YILAR (2007:67), türkülerin gerek Türkçe gerekse müzik derslerinin eğitim aracı olarak kullanılabileceğini belirtmektedir. 

Evet, Pertev Naili BORATAV‘ın dediği gibi:  “Türkü insanımızın susmayan, susturulamayan dili olmuştur. Türküler; sizlere inat, yarınlara bir ırmak gibi akacak, geleceğe ışık tutacaktır.

Meliha ÜNLÜ (29.04.2021)

YORUM EKLE
YORUMLAR
Gökhan ÖZTÜRK
Gökhan ÖZTÜRK - 5 gün Önce

Nerde bir köy türküsü duysam şairliğimden utanırım. Türküz türkü çağırırız. Eline sağlık abla.

Nursen Badem
Nursen Badem - 5 gün Önce

Çok çok doğru. Alkışlıyorum.

Mediha Öztürk
Mediha Öztürk - 4 gün Önce

Kalemine sağlık, çok iyi, anlamlı yazı olmuş,. Ama anlayana

banner205

banner204