Umut Çiçekleriyle Çıktılar Yola

Ellerinde umut çiçekleri, kalplerinde güvenle çıktılar yola. Tazminat mağduruydular. 15 yıldır tazminatlarını alamamak canlarına tak etmiş, sabır taşı çatlamıştı…  Körpe kuzuları vardı onların; sıcak ekmek, bir plastik bebek bekleyen. Haklarını almalıydılar; almalıydılar alın terinin, emeklerinin karşılığını. Onlar yer altına inerken çoluk çocuğuyla helalleşme gereği duyan maden işçileri, onlar Türkiye’nin emekçileri…

4 Temmuz’da aileleriyle yola düşüp otobüsle başkent Ankara’ya vardılar. Ancak eyleme geldikleri gerekçesiyle Ankara’nın girişinde durdurulup parkta betonlar üzerinde yatmaya mecbur bırakıldılar. Olsundu; nasıl olsa, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığına sundukları torba yasa taslağının AKP Grup Başkanvekili Mustafa ELİTAŞ tarafından iki aydır bekletilmesi, işçilerin oyalanması oyununa bir son vereceklerdi. Değil mi ki Bağımsız Maden İşçileri Sendikası Genel Başkanı (attığı her adımla kendilerine güven aşılayan) Tahir ÇETİN ve sendika üyesi yiğit Ali Faik İNTER yanlarındaydı. İkisi de hiçbir zordan yılmaz, sonuna kadar savunurdu haklarını.

Ali Faik İLTER, henüz 6 yaşındayken acıların en büyüğünü yaşamış; babasının her iş dönüşü sarıldığı kömür karası elleri, yorgun bacakları yerine tabutuna sarılmak zorunda kalmıştı. Artık her akşam dört gözle beklediği “Babam, sen dünyanın en iyi babasısın!” dediği o dev adam yoktu. Aradı onu, yıldızlarda aradı; her akşam eve dönen babaları görünce ruhu kanadı. Karanlıktan korkmaya başladı, geceler boyu uykusuz kaldı. Sokaklarda top sektirmek, çelik çomak oynamak varken daha küçük yaşta dünyanın yükünü omuzlamak zorundaydı. İşte bu yaranın ruhunda bıraktığı sızıyla boy atmıştı Ali Faik İLTER. Çektiği acılar, yaşadığı zorluklar onu çelik gibi sağlamlaştırmıştı. Bugünse yalnız kendi hakkını değil, arkadaşlarının hakkını savunurken şöyle diyordu:

2015 yılından bu yana biz Ankara'ya 16 defa geldik. Her geldiğimizde defalarca söz verildi. AKP Grup başkanvekili Mustafa ELİTAŞ'ın şu anda elinde çözüm olmasına rağmen, çözümü meclise sunmamaktadır. (…) Bütün yaşananların sorumlusu sizlersiniz. Bizlerin karşısına polisleri çıkarıyorsunuz. Bizler terörist, marjinal, provokatör ilan ediliyoruz. Neden ilan ediliyoruz? Sizler, görevinizi yapmadığınız için. Bizler madenciyiz; bizler sizlerin yarattığı hukuksal boşluk yüzünden, denetim mekanizmanızın çalışmaması yüzünden bu sorunları yaşıyoruz. Sorunları bir an önce çözün. Artık oyalanmaya ve kandırılmaya tahammülümüz yok (…)”

Bağımsız Maden İş Sendikası Genel Başkanı Tahir ÇETİN de şöyle sesleniyordu: Elitaş'a sesleniyoruz; Cumhurbaşkanını vermiş olduğu talimat ile hem Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığı'nın hem de İçişleri Bakanı Süleyman SOYLU'nun bize verdiği sözün arkasında duracaksın. Senin o tasarıyı elinde tutmaya hakkın yok. Halkın meclisine o tasarıyı sunacaksın. Elitaş, 2 aydır torba yasayı neden elinde bekletiyorsun?”

Evet, sadaka değil haklarını istiyorlardı onlar, yılmayıp direneceklerdi. Nöbet yeri beton da olsa, taş da olsa oyununu bozacaklardı Elitaş’ın. Emekçi, işçi; sermayeye baskın çıkacaktı. Günlerce bağırsalar da haykırsalar da cevap bulamadılar. Seslerine kulak tıkamıştı sanki yetkililer. Olmadı işte olmadı, betona baş koydukları 5 gün süreyle seslerini duyan olmadı. Sanki dünyada yoktular. Sonunda çaresiz Manisa’ya doğru yola koyuldular. Yüzü gülmemişti yine madencilerin. Hayal kırıklığıyla bakıyorlardı şimdi dağa taşa, meyveye duran ağaca… Derken can evinden vuruldular: Geçirdikleri trafik kazasında çok güvendikleri onurlu, haysiyetli o iki arkadaşlarını Tahir ÇETİN ile Ali Faik İLTER’i kaybetmişlerdi. Onları Ankara kabul etmemişti ama Veysel’in sadık yâri bağrına bastı.

Bir sitem duyuldu uzaklardan. Tazminat mağduru madenci İdris SARIKAYA, gözyaşları içerisinde AKP Grup Başkanvekiline sitem gönderiyordu: “Bu mu insanlığınız? Eserinle gurur duy. Bu senin eserin Mustafa ELİTAŞ”

Biz de diyoruz ki: “Acı çekmek, emekçinin kaderi midir? Şimdi mutlu musunuz üç maymunu oynayanlar? Neden sık sık maden kazaları yaşanıyor ülkemizde? Neden işçilerin hakları gasp ediliyor? Yetkililerin gözü kör mü? Gerçeklere neden at gözlüğüyle bakarlar? Acı gerçekleri bildikleri hâlde neden görmezden gelirler? ‘Kasıtlı körlük’ mü yaşıyorlar acaba? Oysa yetkililerin yanlışlardan ders çıkararak bilgi üretmelerini, çözüm yolları aramalarını beklerdik. Yazık değil mi hak için adalet için yola koyulan bu canlara?” Derken şair Rıfat ILGAZ’ın dizelerinde geziniyoruz:

Göremedik sıkıntısız yaşandığını,
Rahatın şiirini yazamadık,
Ne kadar uzak
Heveslerimle içli dişli yaşamak,
Üzmek hastalıklı şiirlerle
Eşimi, dostumu;
Mezar taşları kadar, ölçülü
Beyitler düzmek boy boy.
İçliyimdir herkes kadar (…)  (Rıfat ILGAZ)

Meliha ÜNLÜ (11.07.2021)

Kaynak

  • Soma Maden Kazası Sonrası Yaşanan Ailevi ve ... – DergiPark https://dergipark.org.tr › pub › tsh › issue
  • İlker KILIÇASLAN 08/07/2021- HaberlerGündem
  • Kazada hayatını kaybeden madenci İnter son yolculuğuna uğurlandı İlker KILIÇASLAN, Gündem
  • KASITLI KÖRLÜK: SOMA FACİASI Prof. Dr. H. Şebnem Düzgün, ODTÜ Maden Mühendisliği Bölümü, 06800 Ankara duzgun@metu.edu.tr

YORUM EKLE

banner205

banner204