Yerelden Genele Köy Enstitüleri ve Türkiye

2021 yılımızın Türkiye’de ve Dünyada tarımdan sanayiye, sağlık hizmetlerinden eğitime, işsizlikten istihdama ve üretime kadar yerelden evrensele iyileşmenin yaşanacağı bir yıl olmasını diliyorum. ODTÜ, Fen Bilimleri Enstitüsünün, arkeolojik buluntuların laboratuvar incelemelerini yapan yüksek lisans ve doktora programı Arkeometri Anabilim Dalı’nın sosyal antropoloji dersince “Kültürel Evrim 1” dersini 2020-21 güz döneminde “uzaktan” veriyorum. Konusu Avcı-Toplayıcı, Göçebe hayvancılık, Tarım, Kent yerleşkelerinde hizmet ve sanayi üretim toplumları olan bu derste, son olarak Köy Enstitülerinin (1935-1954) ve Yüksek Köy Enstitüsünün (Hasanoğlan 1942-1946) Türkiye’nin ekonomik ve kültürel kalkınmasını katkısını inceledik. Aşağıda; hepsi çok başarılı olan öğrencilerimizden Mimarlık Bölümü, 4. Sınıfta okuyan Kaya Emre Gönençen’in gerek konuyu ele alışı ile, gerekse kaynaklara atıfta bulunmasıyla güvenilir bilimsel makale ödevini sizlere sunuyorum (Dr. Begümşen 17.12.2020).

Hasanoğlan Köy Enstitüsü

https://www.facebook.com/HasanoglanKoyEnstitusu/photos/a.719252964873827/504203619712 097

KAYA EMRE GÖNENÇEN makalesinde diyor ki: “Anadolu, geçmişten günümüze birçok topluma ve medeniyeti ev sahipliği yapmıştır. Tüm bu toplumların ortak geçim kaynaklarından biri de, Anadolu’nun bereketli ve tarıma elverişli topraklarının varlığı neticesinde tarım olmuştur. Bulunan en eski kalıntılardan bazıları günümüz Konya ilinde, Çatalhöyük’te yer almaktadır ve asırlar öncesinde de Anadolu topraklarında tarımsal etkinliklerin varlığını kanıtlamaktadır. Günümüze kadar varlığını korumuş ve hatta daha da önem kazanmış olan tarım faaliyetleri, yıllar yılı köy yaşamına ve köylüye bağlı şekilde varlığını sürdürmüştür. Türkiye Cumhuriyeti’nin varlığı Anadolu topraklarında filizlenmiştir; cumhuriyetin kurulduğu dönemden yirminci yüzyıl sonlarına kadar toplumun temel geçim kaynağı tarım olmuştur ve toplumun büyük bir kesimini köylüler oluşturmaktadır. Yeni kurulmuş bir cumhuriyetin en kuvvetli dayanağı halk olmalıdır ve ortak bilinç ile hareket eden halk cumhuriyetin ömrünü belirleyen etkeni oluşturmaktadır. Kendi haklarını bilen, bireysel görevlerini farkında olan, katılımcı, demokratik ve milli bilince sahip halkın oluşturulması Türkiye örneği göz önünde bulundurulduğunda, özellikle köylerin ve köylü halkın etkin hayata kazandırılmasıyla mümkündür. Toplumun büyük bir kısmını oluşturan köylü kesimin eğitim temelli, ekonomik ve benzeri noksanlıklar neticesinde kendilerini her alanda gösteremeyişi, onları topluma geri kazandırıp etkinleştirmenin önemini hatırlatmaktadır. Bu nedenle, çağdaşlaşma gayesi bulunan yeni cumhuriyetin ve Türkiye’nin bu gayeyi uygulamak adına tarıma ve köylüye gerekli hassasiyeti göstermesi gerekmektedir. Bu hassasiyeti göstermek amacıyla, köy enstitüsü kavramı bir araç olarak ortaya atılmak istenmiştir ve ilk fikirler kurgulanmaya başlamıştır. Köy enstitülerinin, çağdaş cumhuriyet ve çağdaş toplum hedefleri için önemli araçlar haline gelmeleri hedeflenmiştir. Bu bilgilendirici metinde de, çeşitli kaynaklar ışığında, Türkiye’nin kalkınmasında pay sahibi olmayı amaçlayan köy enstitülerinin, köy enstitüsü kavramının, köy enstitülerinin yerel ve genel amaçlarının, köy enstitülerinin ilk denemelerinin, köy enstitülerinin yerel topluma ve ülke geneline etkilerinin incelenmesi amaçlanmıştır.

Hasanoğlan Köy Enstitüsü

https://www.facebook.com/HasanoglanKoyEnstitusu/photos/a.719252964873827/719253844 873739

İlk olarak, kurulduğu yıllarda toplumun ve ülkenin kalkınmasında önemli bir pay sahibi olması beklenen köy enstitülerinin amaçlarından, köy enstitüsü kavramından, enstitülerin içeriklerinden ve ilk köy enstitüsü denemelerinden bahsetmek gerekir. Kartal’ın makalesinde bahsedildiği gibi (2008), köy enstitüsü kavramı ilk olarak köylerde eğitim verebilecek öğretmen ihtiyacı sonucu bu öğretmenleri yetiştirme fikri ile ortaya çıkmıştır; köy enstitüleri, köylere öğretmen yetiştiren yerel öğretmen okulları olarak kurulmuştur. Bu enstitülerin en önemli amaçları, yetiştirdikleri öğretmenlerle, ülkenin her yerine ve her köyüne hızlı bir şekilde eğitim imkânlarını ulaştırmak ve sağlanan bu eğitim ile yerel kalkınmayı sağlayıp, halkı ve ülkeyi yerel birimlerden başlayarak çağdaşlaştırmaktır. Bu süreçte de, kırsalın kalkınmasına yardımcı olmak, fırsat eşitliği yaratmak ve bilgisizliği azaltmak adına güncel tarım uygulamaları, sağlık konuları, verimlilik, sürdürülebilirlik, ulusal kültür, üretim ve kültürel gelişim adına birçok bilgi köylere ulaştırılmıştır. Kapluhan’ın (2012, s. 172-194) yazısında ise, çağdaşlaşma yolunda yetiştirilmesi gereken köylüyü ve halkı yetiştiren kişinin de iyi eğitilmiş olması gereksiniminin, köy enstitülerinin bir çözüm yolu olarak algılanmasında etkili olduğu anlatılmaktadır. Bu öğretmenler, ilk dönemlerde, askerliğini yapmış, köy yaşamına alışkın, köylünün dilinden anlayan, köylüyle birlikte o bölgelerde yaşayabilecek erkeklerden seçilmekteydi.

Köy Enstitüsünde Beden Eğitimi

https://www.facebook.com/HasanoglanKoyEnstitusu/photos/a.719252964873827/160713 3372752444

Bu çeşit öğretmen adaylarının seçilme nedeni, az maliyetli, köye uyumlu, evlendikten sonra da yaşamını köyde sürdürebilecek, yaşadığı toprakta öğrencilere ve halka uygulamalı eğitim örneklerini gösterebilecek, köylüyü eğitirken kendi de yetişecek, köylülerden biri olup aynı zamanda onlara yol gösterecek adaylar olmalarıydı. Yerele bu denli bağlı kalabilecek öğretmenlerin varlığı, Osmanlı Devleti zamanında örneği görülen Batı’nın takip edilmeye çalışılması ve sonucunda gelen yetersiz ve yabancı eğitimin tam aksine, yerel halkın ihtiyaç duyduğu milli eğitimi sağlamaktadır; Batı’dan alınması gereken önemli noktaları yine o günkü dünya şartları içerisinde değerlendirerek, milli ve yerel ihtiyaçlara yönelik eğitim ortaya koymaktadır. Aysal’ın (2005, s. 267-282) makalesinde de değinildiği üzere, ilerleyen dönemlerde, seçilen ve yetiştirilen bu öğretmenlerin yanı sıra, köy enstitüleri birçok başka öğretmen, teknisyen, sağlık görevlisi ve meslek elemanı da yetiştirmiştir. Bu sayede köylerde yalnızca küçük yaşta olan öğrencilere değil, genç nesle ve geri kalan köy halkına da sağlık, tarım, hayvancılık, demircilik, elektrik, makine, marangozluk ve benzeri birçok farklı alanda eğitim verilmiştir. Milletin temelini oluşturan köylüye verilen eğitimler, kırsal sorunlara çözümler üretmiş, okul yetersizliği sorununu en aza indirgemiş, yerel kültüre uyumlu fikirler ortaya çıkarmış, milli alfabenin kolaylıkla yayılmasını sağlamış ve okur-yazar sayısını arttırmıştır. Verilen bu eğitimlerin yanı sıra, köy enstitüleri zamanı sonrasında kurulan birçok millet mektebi, halk evi ve öğretmen birlikleri de köylünün eğitilmesinde, çağdaşlaşmasında ve köylünün aydın kesimler tarafından incelenmesinde büyük katkıda bulunmuştur. Her köyün kendine has olan çeşitli sıkıntıları ve şartları olması neticesinde, Erdem’in (2008, s. 187-200) yazısında da bahsedildiği gibi, her köye kendine özel eğitim verilmesi amaçlanmıştır. Bu sayede sıkıntılara doğrudan çözümler bulunabilecek, yerel imkânlar daha verimli kullanılabilecek ve köylüler bildikleri, yatkın oldukları işleri kendi yaşadıkları koşullar altında daha hızlı şekilde icra edebileceklerdi. Köy enstitülerinin, köy kavramı üzerinden işleme nedeni de elde edilebilecek yerel ve daha hızlı, daha iyi şartlar altında ve işinin ehli insanlar tarafından yapılan üretimi sağlama isteğidir. Kırsal alanda ve köylerde verilen bu eğitimler, özellikle köy enstitülerinin kurulduğu dönemlerde, Türkiye gibi geçimini ağırlıklı olarak tarımdan ve köylerden sağlayan bir ülkede fazlasıyla önem kazanmaktadır. Yerelden başlayan ve ülkenin geneline yayılan bu eğitimin önemi, halkın ve geçim kaynağının çoğunu oluşturan köylünün ve tarımın çağdaşlaştırılması, onlara milli bilinç kazandırılması, köylünün daha iyi yaşam şartları altında daha verimli üretim yapmasının amaçlanması ve köylünün eğitimi sonucu birçok salgın hastalığın, verimsizliğin ve ekonomik sıkıntıların önüne geçilebilmesidir. Ergenekon’un (2016) yazısında da ifade edildiği gibi, Türk ulusunun kültür yaratabilmesi, köylerin her anlamda canlandırılması ve laik, ulusal, karma, bilimsel ve uygulamalı eğitimin sağlanabilmesi için parçadan bütüne anlayışı ile yerelden genele eğitimin ve değerlerin yayılması köy enstitülerinin önemli hedeflerinden bazılarıdır. Uygulamalı eğitimi ve “üretim için eğitim” anlayışını benimsemiş köy enstitülerinde, fırsat eşitliği yaratmak adına eğitim ücretsiz veya en az ücret ile alınmakta veya masraflar, köy enstitülerinde yapılan yerel üretim sayesinde karşılanmaktadır. Bir başka bakış açısından ise, Çağlayan’ın (2014, s. 119-132) makalesinde yer alan ifadelerden yola çıkarak, köy enstitülerinin kurulma amaçlarından bazılarının, köy-kent arasındaki uçurumu azaltmak, “ideolojik aygıtlar” olarak kullanılabilecek bu enstitüler ile toplumsal uyum kurmak, devlete karşı sadakat aşılamak, halkın ne düşüneceğini ve yapacağını eğitim ile devlete hizmet edecek şekilde oluşturmak olduğu söylenebilir veya bu tip ihtimaller üzerinde de durulabilir.

Köy enstitülerinin ilk örneklerine ve denemelerine göz atmak gerekirse, yabancı ülkelerin eğitim sistemlerinin incelenmesinin ardından ve benzer çeşitli denemelerden sonra, Anadolu’nun belirli bölgelerinde yer alacak olan az sayıda köy enstitüsünün planlanması ile enstitüye yönelik ilk somut adımlar atılmıştır. Ancak köy enstitüsü kavramının temelinde yatan, tarım temelli bir milletin köylerden başlayarak kalkınması amacı, Ergenekon’un (2020) yazısında da anlatıldığı gibi, tarımın bu topraklarda çok eski tarihlerden beri sürdürülmesi ile de bağlantılıdır.

Günümüz Konya şehrinin sınırlarında yer alan Çatalhöyük, tarımın başlangıcını işaret eden en önemli bölgelerden biri olma özelliğini korumaktadır. Çatalhöyük’ten birçok farklı coğrafyaya yayıldığı düşünülen tarım, yiyecek üretimine, yiyecek fazlalığı nedeniyle nüfus artışına, nüfus artışları nedeniyle geniş arazilere yapılan göçlere ve böylece birçok ulusun doğuşuna sebebiyet vermiştir. Bölgenin etkin volkan yapısı, Çatalhöyük toplumunun yaşadığı zamanlarda Hasan Dağ’ın volkanik patlaması sonucu kendini göstermiş ve tarıma elverişli toprak altyapısını oluşturmakla kalmayıp, Cilalı Taş Devri’nde kullanılan parlak volkanik taşların da oluşmasına neden olmuştur. Bu nedenle tarımsal faaliyetlerin oluşmasında ve tarımsal araç gereçlerin kullanılmasında önemli bir etken olmuştur. Yüzyıllar öncesinden günümüze kadar tarımın aynı topraklarda süregelmesi ve Türk halkının günümüzde bile temel geçim kaynağını oluşturması tesadüfi olmaktan çok coğrafi bir tarihten ve ilişkiden doğmaktadır. Bu ilişki Mustafa Kemal Atatürk tarafından da fark edilmiştir ve Atatürk’ün hamleleri sayesinde tarıma verilen önem arttırılmış, köy enstitülerinin temelleri atılmıştır. Köy enstitülerinden önce ise, onlarla aynı amacı paylaşan Atatürk Orman Çiftliği örneği göze çarpmaktadır. Ergenekon’un (2015) yazısında da bahsedildiği üzere, Atatürk tarafından kurdurulan Atatürk Orman Çiftliği, onun vasiyetinde yer alan birçok hedef doğrultusunda günümüzde dahi hizmetine devam etmektedir. Vasiyette, zirai iktisadın öneminden, ziraat için kurulacak çiftliklerden, bölgelere uygun mahsullerden, zirai makineleşmeden, hilesiz gıda temininden, gezilebilecek sağlıklı alanlardan ve çiftliklerin devlet hazinesine hediye edildiğinden bahsedilmektedir. Değinilen bu konulardan da anlaşılacağı üzere, Atatürk ziraat konusuna, yerel ürün üretimine ve tarım konusunda kendi kendine yetebilme arzusuna fazlasıyla önem vermektedir. Bizzat kendisinin denetlediği çiftlikler, Atatürk’ün seçtiği verimsiz alanları ıslah etmek, kendi gelirlerini elde etmek, yerel üretim yaparak ekonomik katkıda bulunmak, kendi suyunu ve enerjisini temin etmek gibi görüşler ile çalışmaya devam etmiştir. Ergenekon’un (2015) yazısının devamında yer alan bilgiler ışığında, Atatürk Orman Çiftliği başta olmak üzere, tüm bu çiftlikler, çağdaşlaşmaya, sosyo-kültürel değişmelere ve anti-emperyalist bir kalkınma hareketine ön ayak olmuştur. Bu çiftlikler yalnızca zirai üretim yapmak yerine, topluma ziraat öğreten, çeşitli sosyal etkinlikler ile halkı bir araya toplayan, hafta sonu kaynaşmalarına sebep olan, çiftlik havuzlarında yüzmeye ve yelkene imkân sağlayan, hayvanat bahçelerinde dolaşım sunan, üretime yakın barınma ile işçiyi de düşünen kocaman bir sosyal yapı halini almıştır. Köy enstitülerine yol gösteren çiftlikler, enstitülerin amaçları doğrultusunda ilk denemeleri de ortaya koyarak onlara yüklü bir bilgi birikimi ve tecrübe bırakmış, örnek olmuştur.

Hasanoğlan Köy Enstitüsüne kaydı yapılan öğrenciler

(https://www.facebook.com/HasanoglanKoyEnstitusu/photos/a.719252964873827/71975 7951489995)

İkinci olarak, kurulan köy enstitülerinin, amaçları doğrultusunda, yerel topluma nasıl etki ettiğinden, yerel toplumun üretimi ve ekonomisi üzerindeki etkilerinden, köylünün kültürel ve sosyal anlamda nasıl farklılıklarla karşılaştığından bahsetmek gerekir. Ergenekon’un (2020) yazısında da söz edildiği gibi, Atatürk Orman Çiftliği, faaliyetlerine başladığı zamanlarda ziraat eğitimi vermekte ve iş bilen insanlar yetiştirmektedir. Zirai anlamdaki bu eğitim köy enstitüleriyle devam etmiş ve yerel kalkınma amaçlanmıştır. Yerel kalkınma sayesinde ülkenin büyük bir kısmını oluşturan köylü halk ve köy temelli geçim kaynakları, ekonomide daha da fazla söz sahibi olmaya, üretmeye ve maddi kazanç sağlamaya başlayacaktır. Eğitim ve öğretimle elde edilmesi amaçlanan sürdürülebilir ekonomi, tarımda kendi kendine yetebilme ve halk dayanışması gibi kavramlar köylünün hayatına günden güne daha fazla girmektedir. Çağdaşlaşmak için tüm bu kavramların anlaşılması ve ekonomik kalkınmanın sağlanması gerekmektedir. Aynı zamanda, ekonomik sıkıntılardan arınmak adına, ithalat dengede tutulmaya çalışılırken, tarımın sanayileşmesi, güncel tarım yöntemlerinin köylüye öğretilmesi ve tarım ile birlikte hammaddede kendi kendine yeten bir ülke olma gereksinimi köy enstitülerinde özellikle vurgulanmıştır. Köy enstitülerinde yetişen öğretmenler, teknisyenler ve sağlık görevlileri, köy çocuklarına ve köy halkına birçok konuda eğitim verme imkânı bulmuştur. Bu eğitimlerin ekonomik anlamda karşılık bulan ve üretim temelli olanlarına örnek olarak, Kartal’ın (2008, s. 23-36) makalesinde de anlatıldığı üzere, duvarcılık, demircilik, hayvancılık, konserve üretimi, şarap üretimi, bahçecilik, arıcılık, ipek böceği üretimi, balıkçılık, dülgerlik, marangozluk, inşaat, el sanatları, ağaçlandırma, çiçekçilik, yol yapımı, su kanalı yapımı, ıslah çalışmaları, elektrikçilik, kooperatifçilik, imece ve makine tamiri gibi birçok farklı kavram ve konu verilebilir. Temel olarak ziraat, teknik ve kooperatifçilik başlıkları altında toplanan bu kavramlar ve eğitimler, uygulamalı olarak her yaştan köylüye öğretilebilir ve anlatılabilir şekilde köy enstitülerinde yetişen öğretim elemanlarınca ortaya konmuştur. Tüm bu üretim faaliyetleri, köy enstitülerine devlet tarafından sağlanan arazilerde meydana gelmektedir. Bu arazilerin özellikle seçilme nedenleri ise, Çağlayan’ın (2014, s. 119-132) yazısında da anlatıldığı gibi, su kaynaklarına yakınlık, tarım yapılabilir arazi varlığı, taşıt vasıtası ile hastaneye ve pazara ulaşılabilirlik gibi farklı konular olarak gösterilebilir. Seçilen bu arazilerde yapılan köy enstitüleri genel olarak köylünün dayanışması, imece ve öğrencilerin gayretleriyle, devlete yük olmadan, mümkün olan en az harcamalarla yapılmıştır. İşlikler, öğretmen evleri, derslikler, kitaplıklar, yatakhaneler, tuvaletler, hamam, elektrik santrali, yol, değirmen, amfi tiyatro, fırın ve ahır gibi temel yapılar köylü tarafından ve köylünün yardımlarıyla hızlıca yapılmıştır. Hatta yapılan bunca üretimin sonucunda ortaya çıkan üretim fazlası enerji, örgütlenme bilinci kazandıran, oluşturulmuş kooperatiflerce civar köylere dağıtılmıştır. Köyler arası ticaret de gelişen başka bir ekonomik unsurdur. Yatılı olan köy enstitülerinde, öğrenciler de her türlü yapı ve üretim işinde uygulamalı olarak yer almaktadır. Uygulamalı olarak her türlü üretimi öğrenen öğrenciler böylelikle eğitimi ve aldıkları bilgiyi ekonomik bir karşılık haline getirmektedirler; üretim için eğitim anlayışını sürdürmektedirler. Yeni teknikler sayesinde verilen eğitim, daha fenni ve çağdaş bir eğitim haline gelerek üretimi arttırma yolunda katkıda bulunmuştur; köy ekonomisinin kalkınmasına yardımcı olmuştur. Köy enstitülerinin ortaya çıkarmış olduğu sosyal ve kültürel etkiler ise ayrıca ele alınmalıdır. Geray’ın (1969, s. 197-200) yazısında değinildiği üzere, köy enstitüleri, öğrenciler için öncelikle fırsat eşitliğini ortaya koymuştur. Bu fırsat eşitliği, gerek kız öğrencilerinin eğitimde daha çok yer almasıyla, gerekse de öğrencilerin ücretsiz eğitime erişmelerine olanak sağlanmasıyla ortaya çıkmaktadır. Öğrenciler çok düşük maliyetlerle veya kendi emekleri karşılığında ücretsiz eğitim alabilmektedirler. Köyü tanıyan, köylüyle anlaşmasını bilen, yerel sorunlara çözüm arayan öğretmenleri varlığı da köy enstitülerini öğrenciler ve köylü halk için bulunmaz bir fırsat haline getirmektedir.

Köy enstitüleri kurulduktan sonra, şehirlere kaçmaya çalışan birçok eğitimli insan köylere dönmüş, köyden kaçan öğretmenler eğitim görüp tekrar köylerinde eğitim vermeye başlamış, ulusal kültür yaratılmış, köy yazını ve edebiyatı oluşmuş, köy aydınları ortaya çıkmış, köyde yaşanan gelişmelere ilgiler artmış ve aydınlar köy hayatını yakından inceleme fırsatı bulmuşlardır. Aynı zamanda köy enstitüleri de, bulundukları çevreyi inceleyen, bölgenin sosyo-ekonomik ve kültürel durumunu tespit edip, bilgileri depolayan yapılar haline gelmişlerdir.

Eğitim alan öğrenciler ve köylüler, ekonomik sonuçlar doğuracak olan üretim ve teknik dersler dışında, Kartal’ın (2008, s. 23-36) makalesinde de belirtildiği üzere, tarih, sanat, yurttaşlık, müzik, tiyatro, edebiyat, spor, yüzme, ata binme, dağa tırmanma, sandal, yelken, müzik aleti çalma, tasarruf, radyo, halk oyunları, otopsi imkânı, mikroskop incelemeleri, sağlık, temizlik, Atatürk inkılapları, çocuk bakımı, dikiş, ev idaresi, iş sorumluluğu ve öz denetim gibi çok geniş bir yelpazede bulunan birçok sosyal ve kültürel kavramı verilen eğitim ile öğrenmektedirler. Tüm bu faaliyetler ile milli kültürü koruma, daha iyi öğrenme, sağlıklı bedenler ve zihinler oluşturma amacı barındırmaktadır. Sanatsal, kültürel ve sosyal algıları genişletilen köy halkı, kendilerini geliştirmekle kalmayıp ülkenin bütünü de çağdaşlaşma yolunda ileriye götürmektedir. Ergenekon’un (2020) yazısında verilen örneklerde de olduğu gibi, Âşık Veysel ve Bedri Rahmi gibi çok önemli sanat insanlarının da eğitim verme imkânı bulduğu köy enstitülerinde, millileştirilmiş kütüphaneler bulunmakta, halk oyunları sergilenmekte, senfoni orkestrası çalışmaları yapılmakta, film gösterimleri gerçekleşmekte, hayvanat bahçeleri gezilebilmekte, konservatuara girilebilmekte, çalgı aleti dersleri alınabilmekte, müzeler ve sergiler gezilebilmektedir. Köylü öğrenciler ve köylü halk, bu sayede kendilerini çok çeşitli konularda geliştirebilmekte, bilinç kazanabilmekte, daha üretken olabilmektedirler. Kültürel ve sanatsal etkinliklerin yanı sıra, köy halkının değer yargıları üzerinde de bazı değişiklikler olmuştur. İş birliği, imece, demokratikleşme, katılımcılık, yönetimde yer almak, sanatçılık, zanaatçılık, cumhuriyetçilik, milli duygulara sahip olmak, milli şuur, kendine güvenmek, girişimcilik, terbiye, yabancı kültüre karşı mücadele, vicdan, sorumluluk, fikir hürriyeti, laikleşme, kadın hakları ve eleştirel bakış açısı kazanmak gibi geniş bir değer ve kavram ağı içerisinde köylü halk kendini geliştirebilmiş, “Ben de buradayım!” diyebilmiş ve haklarına daha da sahip çıkmaya başlamıştır.

Son olarak, köy enstitülerinin ülke genelinde yarattığı olumlu etkilerden ve köy enstitülerine karşı ülke genelinde artmaya başlayan olumsuz yorumlardan bahsetmek, köy enstitülerinin oluşturduğu süreci anlamak için önemlidir. Köy enstitüleri, kuruldukları ilk günden kapatıldıkları son güne kadar, amaçlamış oldukları birçok gayeye hizmet etmiş, bu amaçların gerçekleşmesi için büyük bir hamlede bulunmuştur. Yerelin eğitilmesi ile genelin değişmesi temelinde, köylünün ve köylerin gelişimi, kalkınması, bilinçlenmesi ülkenin de çağdaşlaşma yolunda önemli adımlar atmasını sağlamıştır. Köy enstitülerinin ülke geneline yapmış olduğu tarımsal kalkınma, milli bilinç oluşturma, haklarını bilen ve savunan bir halk ortaya çıkarmak gibi olumlu etkiler kolaylıkla göze çarpmaktadır. Köy enstitüleri dönemi çoğu kesim tarafından aydınlanmanın, çağdaşlaşmanın ve gelişmenin dönemi olarak anılmaktadır; o dönemlerde eğitim gören insanların birçok güzel şey başardığı günümüzde dahi söylenmektedir. Çağlayan’ın (2014, s. 119-132) yazısında da değinildiği üzere, “sessiz devrim” olarak nitelendirilebilecek enstitü kuruluşları, Kemalizm’in, Atatürk inkılaplarının, gelişen dünya şartları ile değişen birçok yeni tekniğin köylere ve köylüye ulaşmasında büyük rol oynamıştır.

Örgütlenmeyi, dayanışmayı ve kaynaşmayı öğrenen yerel halkların ve öğretim üyelerinin de içinde bulunduğu halk evleri, enstitüler, okuma odaları, sendikalar, Türk ocakları, millet mektepleri ve benzeri birçok farklı kuruluş da, tekke ve zaviyelerin kapatılmasından sonraki süreçte, köy enstitülerinde sosyo-kültürel değişimin hızlanmasına, pekişen değerlerin daha da gelişmesine ve yayılmasına katkıda bulunmuştur; köylü kesim ile şehirli kesimin fiziksel olarak ve fikri olarak buluşmasına yardımcı olmuştur. Çağdaş uygarlık düzeyine ulaştırılmak istenen cumhuriyet ve halk köy enstitüleri sayesinde bu amaç doğrultusunda birçok adım daha atmıştır. Bu kapsamlı eğitim seferberliği ile okuma-yazma oranı artan halk, harf devriminin kolayca köylere yayılması, millileşen eğitim, yetiştirilen öğretmenler ve halk eğitimleri sayesinde köy enstitülerinden fazlasıyla yararlanmıştır. Kartal’ın (2008, s. 23-36) yazısında anlatıldığı üzere, İkinci Dünya Savaşı döneminin ekonomik bunalımlarının, salgın hastalıkların ve açlığın hüküm sürdüğü bir dönemde kurulan köy enstitülerinde eğitim görüp öğrenen köy halkı, aynı zamanda ekonomik ve toplumsal anlamda kalkınmış, yaptığı tarımı iyileştirmiş, salgın hastalıklardan korunmayı öğrenmiş, kendi kendine yetebilmeyi deneyimlemiştir. Ezberci anlayıştan çok yaratıcı, uygulamacı ve katılımcı şekilde öğrenim görmüşlerdir. Erdem’in (2008, s. 187-200) yazısında da belirtildiği üzere, köylünün anlatılan şekillerde hayata kazandırılması, devletin de “yerel kentsoylular” oluşturmasına, kitlelerin mevcut düzene kazandırılmasına ve bu sayede siyasi anlamda bir geri dönüt almasına yardımcı olmuştur. Bu yardımı sağlayan en büyük kesim yetiştirilen ve bazı gezici, müfettiş öğretmenler tarafından da denetlenen köy öğretmenleridir. Öğrendiklerini ve bildiklerini halka aktaran köy öğretmenleri, buralardaki halkı da doğal olarak etkilemekte, fikirlerine yön vermektedir. Aynı zamanda, yerel halka birçok yeni kavram tanıtan köy öğretmenleri, köy yaşamını kalkındırmayı, köy halkının kültürünü koruyarak geliştirmeyi amaç edinmiştir. Milli bayramlarda ve önemli günlerde köy halkını toplayıp onlara konuşma yapan, bildiklerini anlatan, fikirlerini paylaşan köy öğretmeni, halkın milli bilincini arttırırken, cirit, halk oyunları, güreş gibi milli değerlerin de düzenlenerek köy meydanlarında ortaya konmasına ön ayak olmaktadır. Böylece, köy eğitmen kurslarında yetişen yerel öğretmenler, köy enstitülerinde uyguladıkları, anlattıkları ve gerçekleştirdikleri tüm uygulama ve kavramları, köye özel, yerel, aynı zamanda milli bir eğitim vasıtası ile halka aktarmışlardır.

Öte yandan, köy enstitülerine yönelik olumsuz yorumlar yıldan yılda artmaya devam etmiştir. Bu olumsuz yorumların bazıları, Çağlayan’ın (2014, s. 119-132) makalesinde de değinildiği üzere, komünist eğitim anlayışının benimsendiği, köylülerin sömürüldüğü ve Türk aile ahlakına zıt olan karma eğitimin verildiği şeklindeki örneklerle ifade edilebilir. Sol damgası yiyen ve komünist bir eğitim ile köylünün kafasını bulandırdığı düşünülen köy enstitüleri, çok partili hayata geçildikten sonra birçok siyasi partinin hedefi haline gelmiştir ve tek parti düzeninin temsilcisi olarak gösterilmiştir. Din düşmanlığının işlendiği yönünde eleştirilen köy enstitüleri, kız öğrencilerin komünist modası ile pantolon ve ceket giymelerine de sebebiyet verdiği için yerilmiştir. Kapluhan’ın (2012, s. 172-194) yazısı ile de anlatıldığı gibi, siyasi çıkarlar uğruna, köy enstitülerinde millileşen eğitim anlayışının tam aksine, batıya benzetilen eğitim, “sol” olarak nitelendirilmiş ve millilikten uzaklaşmak kavramı aracılığı ile eleştirilmiştir. Aysal’ın (2005, s. 267-282) makalesinde değinildiği üzere, enstitülere yalnızca köylerde yaşayan çocukların alınması da siyasi partiler tarafından, şehir ve köy arasındaki sosyal ayrışmayı arttıracak bir durumun oluşma ihtimali ve halkçılık ilkesi üzerinden eleştirilmiştir. Devletin köy enstitülerinde yapılan uygulamalı eğitim için toprak ve maddi imkânlarını harcaması da siyasileri olumsuz görüşler oluşturmaya iten durumlardan birini oluşturmaktadır. Bu siyasi görüşler sonrasında artan eleştiriler, köy enstitülerine devlet tarafından verilen desteğin sekteye uğramasına, daha az takviye yapılmasına, araç ve gereçlerin köy enstitülerinden yavaş yavaş geri toplatılmasına sebebiyet vermiştir. Bu durum köy enstitülerine ciddi zarar vermiş ve kapanmaları sürecini başlatmıştır. Siyasi eleştiriler haricinde, köylü halkın bizzat kendi olumsuz yorumları da köy enstitülerini hedef almıştır. Bazı köylüler, köy enstitülerinde var olan imece ve dayanışma anlayışının, köyün çocuklarının fazlasıyla kullanılmasına, sömürülmesine ve köy halkına maddi-manevi fazlaca yük binmesine sebep olduğunu ileri sürmüşlerdir. Ayrıca yine, Aysal’ın (2005, s. 267-282) makalesinde de vurgulandığı üzere, karma eğitimin Türk aile yapısına aykırı olduğu düşüncesi, İkinci Dünya Savaşı sonrası erkek iş gücünün azalması sonucu köylülerin tek dayanak olarak çocuklarını görmeleri ve onların fazla kullanılmalarını istememeleri gibi çeşitli tepkiler de köy halkının sesi olarak ortaya çıkmıştır. Köyün içinden gelen bu yorumlar, siyasi yorumlarla birleştiğinde etkileri köy enstitülerinin kapanması yönünde bir yol oluşturmuştur. Kuruldukları ilk günden kapatıldıkları güne kadar geçen sürede, köy enstitüleri kurulma amaçlarına sonuna kadar hizmet etmiş ve köylünün kalkınması adına sayısız sıkıntılara göğüs germiştir.

Milli birliği, beraberliği, bilinçli toplumu, kalkınmış ekonomiyi ve çağdaş ülkeyi oluşturmak için birçok öğretmen, teknisyen ve sağlık elemanı yetiştiren köy eğitmen kursları, köy enstitülerini yetiştirilen bu elemanlar ile beslemiş ve çok geniş bir milli ağ oluşturmuştur. Atatürk Orman Çiftliği ve benzeri yapıların var olma amaçlarını kendi içinde barındıran, Kapluhan’ın (2012, s. 172-194) makalesinde de vurgulandığı üzere, örneği görülmemiş bir eğitim seferberliği hareketi ve devrimi olarak nitelendirilebilecek köy enstitülerinin varlığı, bir toplumun yalnızca üst tabakadan oluşmadığını, tam aksine alt tabakanın noksanlığında tüm ülkenin yetersiz kalacağını bir kez daha kanıtlamıştır. Çağdaşlık yolunda eğitimin lokomotif görevi göreceği fikri, ülkenin çoğunu oluşturan köylerin ve köylü toplumun eğitilmesi gerektiği gerçeğini ortaya koymaktadır. Temeli ve yereli sağlam olmayan toplum, tüketeceği besini dahi üretmekte güçlük yaşayacak ve dışa bağımlı hale gelecektir. Bu nedenle köy enstitülerinin önünü açtığı, ülkenin kendi kendine yetebilmesi durumu Mustafa Kemal Atatürk’ün de özellikle vurguladığı gerekliliklerdendir. Kendi kendine yetebilen, üretimini çağın getirdiği yeni teknikler ile yapabilen, spor yapan, bol okuyan, müzik dinleyen, dünyanın sanatsal ve kültürel zenginliklerini öğrenen köy halkı, köy enstitülerinin elde ettiği en büyük başarının vücut bulmuş halleridir. Bu bireyler haklarını farkına varmış, bilinçlenmiş, kültürünü daha da benimsemiş, katılımcı ruha sahip olmuş, demokratikleşme hareketlerine katılmış, üretmiş, üretirken öğrenmiş ve en önemlisi insan olmanın birçok farklı yönünü yaşayarak tecrübe etmiş olma imkânına erişmişlerdir. Köy enstitüleri böylelikle, ülkeyi sosyal, kültürel ve ekonomik anlamda kalkındırmakla kalmamış, birçok da bilinçli insan yetiştirmiştir. Yerele dokunarak genele sayısız etkide bulunmuşlardır. Köy enstitülerinin tüm bu etkileri ve var olma süreci sonucunda ortaya çıkan olumsuz yorumlar da olmuştur; sayıları ve şiddetleri azımsanamayacak boyuttadır. Ancak tüm bu olumsuz yorumlar, ya siyasi amaçlara yönelik yönü değiştirilen akarsu yataklarıdır ya da henüz akarsudan nasibini alamamış köylünün serzenişidir. Sonuçta, köy enstitülerinin sonu, kapatılmaları ile gelmiş olsa da, günümüzde dahi birçok insanın köy enstitülerine ve onların öğretilerine sahip çıkıyor olması, aslında enstitülerin kapatılmalarına rağmen amaçlarına ulaştıklarını kanıtlamaktadır. Milli, eşitlikçi, karma, laik, kültürel, sanatsal, sosyal, üreten, uygulayan, ekonomik, bilinçli, katılımcı, demokratik ve çağdaş bir eğitimi amaç edinmiş köy enstitülerinin hala iyi şekilde anılıyor olmaları bile, bu milletin geleceğine dair umutları yeşertmektedir. Gelecekte de örneklerinin veya günümüz hallerinin ortaya çıkması muhtemel olan köy enstitülerinin, değerlerine sahip çıkan, yerelden genele etki yaratmak amacıyla harekete geçen eğitim kurumlarının var olma ihtimali, çağdaş ve sürdürülebilir bir gelecek için önemli ümitler vadetmektedir.

KAYNAKÇA

Aysal, N. (2005). Anadolu’da Aydınlanma Hareketinin Doğuşu: Köy Enstitüleri. Ankara Üniversitesi Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü Atatürk Yolu Dergisi. Sayı 35-36. s. 267-282.

Çağlayan, E. (2014). Köy Enstitüleri’nin Açılması ve Dicle Köy Enstitüsü. International Periodical fort he Languages, Literature and History of Turkish or Turkic. Ankara. Cilt 9. Sayı 1. s. 119-132.

Erdem, Ç. (2008). Cumhuriyet Yönetiminin 1930’lu Yıllarda Köyde ve Köylülükte “Dönüşüm”ü Gerçekleştirme İsteğinin Bir Aracı Olarak “Köy Eğitmen Kursları”. Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi. Cilt 10. Sayı 3. s. 187-200.

Ergenekon, B. (2015, Ekim 1). Atatürk Orman Çiftliği. Dağarcık Türkiye. http://dagarcikturkiye.com/2015/10/01/ataturk-orman-ciftligi/ sitesinden okundu.

Ergenekon, B. (2016, Nisan 1). Köy Enstitülerinin Kuruluşu. Dağarcık Türkiye. http://dagarcikturkiye.com/2016/04/01/koy-enstitulerinin-kurulusu/ sitesinden okundu.

Ergenekon, B. (2020, Aralık 5). Türkiye’de Tarımsal Kalkınma ve Köy Enstitüleri Ders Notları. Arkeometri AD, Fen Bilimleri Enstitüsü, ODTÜ. Ankara.

Geray, C. (1969). Türkiye’de Köy Enstitüleri Hareketi ve Köy Kalkınması. Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Dergisi. Cilt 2. Sayı 1. s. 197-200.

Kapluhan, E. (2012, Temmuz). Atatürk Dönemi Eğitim Seferberliği ve Köy Enstitüleri. Marmara Coğrafya Dergisi. Sayı 26. s. 172-194.

Kartal, S. (2008, Haziran). Toplum Kalkınmasında Farklı Bir Eğitim Kurumu: Köy Enstitüleri. Mersin Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi. Cilt 4. Sayı 1. s. 23-36.

YORUM EKLE
YORUMLAR
Sule Biedermann Ercoklu
Sule Biedermann Ercoklu - 2 yıl Önce

Mükemmel

Sabahattin Altuğ Gönençen
Sabahattin Altuğ Gönençen - 1 yıl Önce

Köy Enstitüleri deneyimini yaşamış ve yaşatmış bir toplum olarak; Begümşen öğretmenler ve öğrencilerinin özelinde nice çağdaş deneyimler ile yolumuzu bulmaya devam edeceğimize inancım tamdır.

banner205

banner204